YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/19171
KARAR NO : 2012/23327
KARAR TARİHİ : 13.11.2012
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hak saklı tutularak 8500 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin, davalı … Belediyesi’nin konut sahibi olabilmek için 1975 yılında başlattığı 2. Tertip arsa satış projesine katıldığını ve ekli 2775 sayılı teslimat müzekkeresi ile arsa satış bedelini ödediğini; müteakip yillarda davalı belediyeye yaptığı başvurularda, davalı belediyece idari sorunlar nedeniyle tapunun verilemediğinin belirtildiğini; 22.08.2002 tarihinde yazdığı dilekçesine, cevap olarak; dava konusu arsalarla ilgili olarak toplu konut projesinden vazgeçildiği ve arsa sahiplerine banka dekont tarihine göre arsa tapularının verileceğinin bildirildiğini; müvekkilinin, en son olarak 01.09.2004 tarihindeki tapu verilmesine ilişkin başvurusunda ise; “12 Eylül 1980 sonrası, belediyenin, tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, tüm taşınmaz mallarının … Belediyesine devredildiğini; 1992 yılında yeniden kurulmuş ise de, dağıtıma konu arsaların belediye’ye devredilmediğini; bu açıdan davalı belediyece bu konu hakkında yapılacak bir işlem bulunmadığı şeklinde” cevap verildiğini, böylece müvekkilinin zarara uğratıldığını iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, tahsis edilen arsanın bedeli olarak, 8500 TL’ nin dava tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; alacağın zamanaşımına uğradığını, istenilen rakamın da fahiş olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.Mahkemece; “Teslimat müzekkeresinin yasanın aradığı koşulları taşımadığı sözleşme niteliğinde değerlendirilemeyeceği açıktır. Her ne kadar dosyada teslimat müzekkeresi ile davalı yana ödeme yapıldığı hususu mevcut ise de, bu husus haksız zenginleşme olarak ele alınsa dahi, aradan geçen 35 yıllık zaman gözönünde bulundurulduğunda zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu görülmektedir. Tüm bu nedenlerle, satış vaadinin yasanın aradığı şekilde yapılmadığı aradan uzunca bir zaman geçtiği anlaşıldığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Gerekçesiyle” davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.Sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak verilenin iadesi isteğinde zamanaşımı, verilmesi taahhüt edilen taşınmazın elde edilmesi imkanının ortadan kalkması ile başlar. Bu itibarla, mahkemenin; zamanaşımının başlangıcının paranın ödenmesi anından itibaren başlatılarak, uzunca bir zaman geçtiğinden bahisle zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesinde isabet yoktur. Devletin veya Belediye’nin taahhüt ettiği taşınmazın bedeline mahsuben alınan avansın iadesi isteğinde, BK’nun 125. Maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Yukarıda da belirtildiği gibi, zamanaşımı süresinin başlangıcı ise, taahhüt edilen taşınmazın elde edilmesi imkanının ortadan kalktığı tarihtir. Davacı, en son 01.09.2004 tarihindeki dilekçesine verilen cevapla; taşınmazın tapusunu alamayacağını öğrenmiştir. O halde, 10 yıllık zamanaşımı süresi dava tarihine göre dolmamıştır. Mahkemece, işin esasına girilerek hüküm kurulmalıdır.Taraflar arasında, arsa satışına ilişkin geçersiz de olsa bir sözleşme bulunduğu anlaşılmaktadır.Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paranın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.Uygulanan idare hukuku esaslarına göre yapılan bu sözleşme gereğince, davacının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sıkıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip, saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır.
Taraflar arasındaki hukuksal ilişki haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken denkleştirici adalet kuralı hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekir.
Aksi halde iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacaktır.Mahkemece, açıklanan hususlarda yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde, davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.