YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4324
KARAR NO : 2012/10180
KARAR TARİHİ : 16.04.2012
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 7.000,00 TL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Dava; tehdit yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talebine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, davanın kısmen kabulü cihetine gidilerek; 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilin aşağıdaki bendin dışında sair temyiz itirazının reddine.
İş bu davadan önce davalının davacı aleyhine açtığı tehdit nedeniyle manevi tazminat davasında yerel mahkemece davalının yaşam güvenliği ve ruh bütünlüğünün davacı tarafından bozulduğu gerekçesiyle davacı aleyhine 3.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmiş, karar Yargıtay denetiminden geçerek onanmıştır.
Tanık beyanlarından davalının davacıyı tehdit ettiği ve bu nedenle davacının davalı ile komşu olduğu taşınmazı satarak bulunduğu çevreden ayrılmak zorunda kaldığı anlaşılmıştır.
Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda kişisel değerlerin; fiziki, duygusal ve sosyal kişilik değerleri olarak belirlendiği kişinin toplum içindeki mesleki kimliği, şeref ve haysiyeti, özgürlüğü, vücut ve ruh bütünlüğü ve sağlığı, ırk , din ve vatandaşlık gibi bağları kapsadığı kabul edilmektedir.
Oluşa ve subuta göre de; davalının ölümle tehdidi nedeniyle davacının evini satarak alıştığı çevreden ayrılmak zorunda kalması nedeniyle manevi zarara uğradığı sabit olup, davalının davacıya karşı açtığı davada 3.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi karşısında, davacı lehine 2.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi hakkaniyete uygun görülmemiş, daha yüksek miktarda bir tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme neticesinde yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Borçlar Yasasının 49. maddesi gereğince, kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya maruz kalan kişi, uğradığı manevi zarar karşılığı bir miktar paranın hüküm altına alınmasını isteyebilir. Medeni Yasanın 24. maddesinde düzenlenen ve Borçlar Yasasının 49. maddesinde doğrulanıp yaptırımı gösterilen yasal düzenlemeler gereğince kişilik haklarının zarar görmesi durumunda manevi tazminat istenebilir. Kişinin doğumla kazandığı bağımsız varlığını ve bütünlüğünü oluşturan; hayat, beden ve ruh tamlığı, vicdan, din, düşünce ve çalışma özgürlüğü, onuru, ismi, resmi, sırları ile aile bütünlüğü, sosyal ve duygusal değerlerinin tümü kişilik haklarını oluşturur ve bunlardan birine yapılan saldırı manevi tazminat gerektirir.
Anayasa’nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, zarar gören haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasına ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir. Yerleşik yargısal inançların varlığı ile belirlenen ve oluşa göre tayininde MK.4.madde hükmü ile “hakserlik ve denkserlik kuralı”nın gözetilmesi gerekmektedir. Manevi giderim, çekilen acının biraz olsun dindirilmesi gayesini benimseyen, bir zenginleştirme aracı olmamasına özenle bakılan ve karşı tarafı da müzayaka haline düşürmeyecek ölçüde tayin ve takdir olunmalıdır.
Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Hükmedilecek manevi tazminatın miktarının belirlenmesi hakimin taktirindedir. Ne var ki, takdire bağlılık keyfilik demek değildir. Kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakim bu hakkı Türk Medeni Kanun’unun 4. maddesinde açıklanan hakkaniyet ilkesine uygun olarak kullanmalıdır. Manevi tazminatın miktarı belirlenirken kişilik hakkına saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranı, sıfatı, işgal ettikleri makam ile diğer sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınmalı, her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşullar bulunabileceği gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler karar yerinde denetime elverişli biçimde ve objektif olarak gösterilmelidir.
Manevi tazminat davaları sonucunda hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bu para bir ceza olmadığı gibi hükmedilecek manevi tazminatla malvarlığı zararlarının karşılanması da amaçlanmadığından tazminat miktarının, onun amacına göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle takdir edilecek miktar, elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.