YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14080
KARAR NO : 2015/9093
KARAR TARİHİ : 20.05.2015
MAHKEMESİ : NAZİLLİ 1. AİLE MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/11/2013
NUMARASI : 2012/249-2013/824
Taraflar arasındaki ziynet eşyasının iadesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı eski eşi A.. İ.. aleyhine fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile 77 adet çeyrek altın, 12 adet yarım altın, her biri 15 gr. olan 16 bilezik ve l adet de 2,5 gr. ağırlığında bilezikten oluşan ziynet eşyalarının aynen iadesine, bu mümkün olmadığı taktirde bedeli olan 38.600,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, istemiyle 4721 sayılı TMK nun 220/1-2 ve 226/1 maddesine dayalı ziynet eşyasının iadesi davası açmıştır.
Dava dilekçesi davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece; Davanın ispat edilememesi nedeni ile, reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlamakla yükümlüdür.
Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
./..
Diğer taraftan, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır.
Somut olayda; davacı vekili gerek boşanma dosyasında gerek ziynet eşyası iade istemli iş bu yargılama dosyasında altınların davalı tarafından bozdurulduğunu iddia etmiş; bu beyanlarını gerek boşanma dosyasında gerek iş bu yargılama dosyasında dinlenen tanık beyanlarıyla ispatlamıştır.
Davacının dinlettiği tanıklar somut ve görgüye dayalı beyanda bulunmuşlar, davacıdan duyduklarını anlatmamışlardır. Bu durumda asıl olan, tanıkların doğru söylediğidir.
Tarafların kesinleşen boşanma ilamlarından; tarafların müşterek birlikteliğinden bir çoçuklarının olduğu, tarafların evlendiği günden itibaren aralarındaki sorunların başladığı, hatta davacı kadının evlendikten sonra bir süre annesinin evine gitmediğini, daha sonra annesinin evine geldiğinde ise davalıdan dayak yemiş olduğu, eli yüzünün şiş olduğu, davacının şiddete maruz kaldığının her halinden belli olduğu, daha sonra davacı kadının evine geri döndüğü, ancak yeniden şiddete maruz kalarak annesinin evine geldiği, en son davalının davacıyı almak için annesinin evine geldiği, şiddet uyguladığı, davacının çoçuğunu annesinin evinde dünyaya getirdiği, davalının davacının ihtiyaçlarıyla ilgilenmediği, davalının bu tutum ve davranışları nedeniyle tarafların evlilik birlikteliğnini temelinden sarsıldığı ve bu nedenle tarafların boşanmalarına hükmolunduğu sabittir.
Dosya kapsamına göre evden şiddete maruz kalarak ayrıldığı sabit olan davacının evden giderken altınları da yanında götürdüğü savunmasının ispat külfeti davalıya ait bulunmaktadır. Bu durumda ispat külfeti yanlış yönlendirilmek suretiyle ve davacı tanıklarının beyanlarına niçin itibar edilmediği de karar yerinde tartışılmadan ziynet eşyalarına yönelik davanın reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.