YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14711
KARAR NO : 2015/8782
KARAR TARİHİ : 18.05.2015
MAHKEMESİ : MENEMEN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/03/2014
NUMARASI : 2011/851-2014/149
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, dava dilekçesi ile; davacının, 03/06/2011 tarihinde kendisini A.. R.. Ç.. olarak tanıtan bir kişiden … plakalı aracı noter satış sözleşmesi ile satınaldığını; bir süre sonra, aracın elinden alınarak gerçek sahibine iade edildiğini; işlem yapılan noterlikde, satıcının, ibraz ettiği nüfus cüzdanının sahte olduğuna dikkat edilmediğini, örneğinin bile alınmadığını,
davalı noterin bundan sorumlu olduğunu; olay nedeniyle, davacının zarara uğradığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla, 10.000.00 TL’nin olay tarihinden yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesi ile; noterlerin Adli tıp uzmanı olmadıklarını, nüfus cüzdanı fotokopisinin belgeye eklenmesinin zorunlu olmadığını, 3.kişinin kastının illiyet bağını keseceğini savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; aldatma yeteneği olan sahte belgeye dayanarak işlem yapan davalı noterin tazminat sorumluluğunun olmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Noterlik Yasasının 162.maddesi uyarınca; noterlerin zarardan sorumlu tutulabilmeleri için kusurlu olmalarının gerekmediği tartışmasızdır. Diğer bir anlatımla, tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu üzere, zarar gören, davalının kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Kusursuz sorumluluğun, kusurlu sorumluluktan tek farkı bu noktada toplanmaktadır. Bu bağlamda, zarar gören kusurlu sorumlulukta olduğu üzere zararını, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. Kusursuz sorumluluğun tüm hallerinde, uygun illiyet bağının zarar görenin veya 3.kişinin ağır kusuru ile beklenmeyen bir halin varlığı durumunda kesileceği, teoride ve yargısal kararlarda kabul edilmiş bulunmaktadır. Aksi halde, risk veya şart nazariyesi öne çıkacak ve zararın varolduğu her halde, kusursuz sorumlu olanın sorumluluğu yoluna gidilecektir ki, böyle bir sonuç hukukumuzda kabul edilmemiştir.
./..
Ancak, resmi işlem yapma görevini üstlenmiş ve teknolojinin gelişmesi ile kimlik paylaşım sistemi gibi kolaylıklara kavuşmuş olan davalının daha fazla bilgi ve tecrübeye sahip olması nedeni ile daha üst düzeyde dikkat ve özen görevi bulunmaktadır.
Somut olayda; Afyonkarahisar ilinde bulunan bir iş yerinden 25/05/2011 tarihinde 10 gün için M.. K.. adına düzenlenen kimliği kullanan bir kişi tarafından kiralanan aracın, ruhsat sahibi olan A.. R.. Ç.. adına düzenlenen kimliği kullanan başka bir kişi tarafından …’de davacıya satıldığı; aracı kiralayan ve aracı satan dava dışı bu iki kişinin resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları, noter satış sözleşmesi sırasında ibraz edilen nüfus cüzdanının aslı ele geçmediğinden aldatma yeteneği konusunun aydınlatılamadığı; sahte ve gerçek nüfus cüzdanı fotokopilerinin ise, dosyada bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dava, sahte kimlikle araç satış işlemini düzenleyen noterin sorumluluğundan doğan tazminat istemine ilişkindir. Davanın reddine ilişkin kararın iki ayrı esasa dayandığı görülmektedir. İlkinde, mahkemece, noter bilgi işlemine dair kayıtlar üzerinde inceleme yapılmaksızın, kimlik sahibinin fotoğrafı ile kimliğin verildiği nüfus müdürlüğünde görevli memurların isim ve imza bilgilerinin sistemde gözükmemesine dayanılmıştır. Mahkemenin, davanın reddine dair ikinci gerekçesi ise; satış sırasında kullanılan nüfus cüzdanının aslı ele geçmediğinden belgede aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusunda resen yapılan değerlendirmedir.
Dosyadaki belgelerden, mahkemece noterliğe yazı yazılarak noterlik bilgi sistemi ekranı hakkında bilgi alındığı,verilen cevapta sistemde fotoğrafın ve nüfus cüzdanını imzalayan memurların isim ve imzalarının gözükmediği bilgisinin verildiği, mahkemece, bu bilgi ile yetinildiği görülmüştür. Oysa, gerçek malikmiş gibi davranıp sahte kimliğini sunarak noterde satış işlemini gerçekleştiren kişinin sunduğu bu sahte kimlik belgesinde veriliş nedeni “yenileme” iken, gerçek malikin kimlik belgesinde veriliş nedeninin “değiştirme” olduğu, her iki kimlik belgesini hazırlayan görevlilerin birbirinden farklı olduğu; mahkemenin ise, noterlerin yararlandığı kimlik paylaşım sistemi üzerinde inceleme yaparak bu farkların anlaşılıp anlaşılamayacağını tespit etmediği, bu konuyu belirsiz bıraktığı, noterlik makamının yazısını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyiş ile, noterlerin kullandığı bilgi işlem kayıtlarında/kimlik paylaşım sisteminde nüfus cüzdanlarını düzenleyenlerin kimliklerinin görünmesinin mümkün bulunup bulunmadığı ve cüzdanın veriliş nedeninin sistemde nasıl yazıldığı açıkça inceleme konusu yapılıp aydınlığa kavuşturulmalıdır.
HMK.’nın madde 266- (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.
Davanın reddine ilişkin ikinci gerekçe olarak da, işlem için ibraz edilen ve sahte olduğu sonradan ortaya çıkan nüfus cüzdanındaki bilgiler ile gerçek nüfus cüzdanındaki temel bilgilerin aynı olması, mahkemece sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin olduğu kanaatine varılması gösterilmiştir. Ancak, sahtecilik eylemi ile noterin sorumluluğu ayrı ayrı hukuki ilişkilere bağlı bulunmaktadır. İlliyet bağının kopması da ancak sahte işlemin dayandığı belge üzerinde inceleme yapılması neticesinde iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti ile ortaya çıkar.
./..
Diğer bir deyiş ile, Ağır Ceza Mahkemesinde süren ceza yargılaması sırasında satış sözleşmesinde kullanılan kimlik belgesinin aslının sonradan ele geçip geçmediği, o dava dosyasında anılan belgenin aldatma yeteneği bulunup bulunmadığı konusunda inceleme yapılıp yapılmadığı konuları araştırılarak, kullanılan belgenin aslının aldatma yeteneğine sahip olup olmadığı konusunun aydınlatılması gerekir iken; 6100 sayılı HMK 266. maddesine aykırı olarak hakimin hukuki bilgisi ile aydınlatamayacağı teknik bir konuda belgeleri değerlendirip adeta bilirkişinin yerine geçerek belgede aldatma yeteneği bulunup bulunmadığı konusunda bir sonuca varılması yasaya uygun bulunmamıştır. (3.H.D.2014/4514 E- 2014/ 11763 K ve 2014/7921 E – 2014/15577 K sayılı kararları)
Mahkemece, yanılgılı değerlendirme ve yukarıda açıklanan hususlarda eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.