YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19542
KARAR NO : 2015/17711
KARAR TARİHİ : 11.11.2015
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali ve tenkis davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı … vekili dilekçesi ile; muris …’ın 22.07.2008 tarihinde vefat ettiğini, vefatından evvel 11.07.2008 tarihinde İzmir 18.Noterliği’nce tanzim edilen vasiyetname ile davalı … lehine … Mahallesi, 870 ada, 12 parselde tapuya kayıtlı taşınmazın 1 no.lu bağımsız bölümünün vasiyet ettiğini, vasiyetname tarihinde murisin yaşlı ve ağır hasta olduğunu, bu nedenle vasiyetnamenin evde düzenlendiğini, murisin alınan sağlık raporunun da gerçeği yansıtmadığını, bunun dışında murisin İş Bankası hesabındaki 110.000,00 TL’lik parasının da murisin eşi davalı … tarafından murisin ölümünden az önceki tarihlerde çekildiği ve diğer davalı kızı … ile birlikte kullanıldığını iddia ederek, 11.07.2008 tarihli vasiyetnamenin iptaline, 110.000,00 TL’nin terekeye iadesine, bu taleplerin kabul görmemesi halinde saklı payı zarara uğrayan davacının miras payının tamamlanması için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 125.000,00 TL’nin yasal faiziyle birlikte tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı … vekili dava dilekçesi ile; asıl davadaki aynı sebeplerle 11.07.2008 tarihli vasiyetnamenin iptalini, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde tenkisine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; davalılardan …’ın davada taraf sıfatının bulunmadığını, murisin fiil ehliyetini yitirdiği iddiasının doğru olmadığını, davalılardan …’ın vekaletname ile murisin banka hesabından çekmiş olduğu paraları yine murisin tedavisi ve bakımı için kullandığını, murisin borçlarını ödediğini, vasiyetname ile davacıların saklı payının zedelenmediğini, bu nedenle tenkis talebinin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; gerek murise ait iken bankadan çekilip davalı … tarafından harcandığı söylenilen para, gerekse ehliyetsizlik ve tenkis yönünden ispat edilemeyen asıl dava ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalılar vekilinin tüm, asıl ve birleşen davacılar vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Öncelikle; mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s.y. 17.md.) Miras bırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 1.1.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır. Somut olayda miras bırakan 22.07.2008 tarihinde ölmüş olup, buna göre eldeki davada gözetilmesi gerekli yasal düzenlemenin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu olacağı açıktır.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır.
Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık, 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. (TMK m.565) Miras bırakanın TMK’nin 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1.2. ve 3.bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Somut olaya gelince, mahkemece tenkis isteği yönünden yukarıda belirtilen ilkeleri kapsar biçimde bir inceleme ve araştırma yapılmış değildir.
Şöyle ki; yukarıda açıklandığı üzere, tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat edilmeli, davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesi gözetilmeli, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payı tamamlanmalı, sonra sağlar arası tasarruflar dikkate alınmalıdır.
Oysa somut olayda mahkemece; muris tarafından sağlığında 6402 ada, 18 parselde bulunan binanın 4 nolu bağımsız bölümünün anne …’a, 3 nolu bağımsız bölümünün birleşen dava davacısı …’a, 7 nolu bağımsız bölümünün ise asıl dava davacısı …’a satış yoluyla yaptığı devirlerin, gerçek satışlar olduğu yönündeki iddia yerinde görülmeyerek, bilirkişi tarafından bu üç bağımsız bölüm de terekeye eklenerek yapılan hesaplamaya itibar edilmiş, ve bunun sonucu yapılan hesaplamayla davacıların saklı payına tecavüz olmadığı gerekçesi ile davaların reddine karar verilmiştir.
Oysa; tenkise tabi tutulan bu taşınmazlar mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıldan daha önce (16.02.2000 tarihinde) temlik edilmiştir. Bu nedenle bu taşınmazlar yönünden kazandırmaların saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığının ispatlanması gerekir. Mahkemece, taşınmazların gerçekte satış ya da bağış olup olmadığı, Türk Medeni Kanunun 565\5. maddesi gereğince saklı pay kaidelerini bertaraf etmek kastıyla temlik yapılıp yapılmadığının tahkiki, bu amaçla taraf delilleri toplanarak, bildirilen tanıkların temliklerin mahiyeti, sebebi, tarafların birbirleriyle ve davacının murisle ilişkileri, temliklerin makul ve haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hakkındaki bilgileri alınarak, deliller değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu hazırlanan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.