YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10593
KARAR NO : 2016/8000
KARAR TARİHİ : 24.05.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK(TİCARET) MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davacı şirketin davalının elektrik abonesi olduğunu, davalı kurumun davacıya tahakkuk ettirdiği faturalarda herhangi bir sözleşme olmaksızın rızası dışında kayıp kaçak bedeli adı altında para tahsil ettiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 01.01.2004-31.12.2014 tarihleri arasında davacıdan haksız olarak tahsil edilen ve bilirkişi incelemesi ile belirlenecek olan kayıp kaçak bedeli alacağının her bir dönem için tahsilatın yapıldığı tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; husumetin M…yöneltilmesi gerektiğini, nitekim kayıp kaçak bedellerini bu şirketin tahsil ettiğini ve …’a aktardığını, ilgili bedellerin yönetmelik ve kurul kararlarına göre tahsil edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; dava her ne kadar belirsiz alacak davası gibi açılmış ise de, alacak miktarı belirlenebilir olduğundan belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, açılan davanın değer olarak da Tüketici Hakem Heyeti’nin görev sınırında kaldığından Tüketici Hakem Heyetine başvurulmadan dava açıldığı gerekçe gösterilerek dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen elektrik abone sözleşmesi gereğince davacının işyeri ile ilgili abone kaydına gelen faturalarda kayıp kaçak bedeli vb. unsurların yer aldığı anlaşılmaktadır.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 28.11.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış ve Kanun’un 87. maddesi uyarınca, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2.maddesinde “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde Mal: Alışverişe konu olan; taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi malları, Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, olarak tanımlanmıştır.
Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.
TTK’nun 4.maddesinde ise ticari davalar tanımlanmıştır.Anılan maddenin 1.fıkrasında “her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu Kanunda…”sayılan davaların ticari dava olduğu öngörülmüştür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 12. maddesinde “Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir” hükmünü içermektedir.
Yukarıdaki yasa hükümleri incelendiğinde de görüleceği üzere somut olayda davacı işyerinde kullanılmak üzere davalı kurum ile elektrik aboneliği sözleşmesi akdettiğine göre, davacı tacir olduğundan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerine tabi olmayacağı açıktır. Bu nedenle davacı tüketici olmadığından Tüketici Hakem Heyetine başvurmadan mahkemede doğrudan dava açılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından mahkemece davaya bakılması gerekmektedir.
Bundan ayrı olarak, Belirsiz alacak ve tespit davası 6100 sayılı HMK’nun 107. maddesinde düzenlenmiştir. HMK’nun 107. maddesinde;
”(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Bu kapsamda somut olaya bakıldığında ise; davacı tarafından fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydı ile ve HMK 107. maddesine göre belirsiz alacak davası olarak 01.01.2004-31.12.2014 tarihleri arasında haksız olarak tahsil edilen ve bilirkişi incelemesi ile belirlenecek olan kayıp kaçak bedeli alacağının her bir dönem için tahsilatın yapıldığı tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilinin talep edildiği anlaşılmakla,davaya konu edilen alacak miktarının davalı kurum bünyesinde bulunan belgelerle tespit edilebileceği açık olmakla davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında da bir isabetsizlik görülmemiştir.
Hal böyle olunca mahkemece;davacının tüketici olmayıp tacir olduğu dikkate alındığında doğrudan mahkemede dava açılmasının mümkün olduğu,davaya konu edilen alacak miktarının 01.01.2004-31.12.2014 tarihleri arasında davacıdan haksız olarak tahsil edilen kayıp kaçak bedeli istemine ilişkin olup söz konusu davaya konu edilen alacak miktarının davalı kurumun bünyesinde bulunan belgeler ile tespiti mümkün olduğundan HMK’nun 107. maddesine göre söz konusu davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceği gözetilerek davanın esasına girilerek inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken,eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.