Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11264 E. 2015/19179 K. 30.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11264
KARAR NO : 2015/19179
KARAR TARİHİ : 30.11.2015

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, dava dilekçesi ile; davacının 2 parsel sayılı taşınmazdan ev yeri satın aldığını, taşınmaz üzerine halen oturduğu evi yaptığını, evin 1998 yılında yapıldığını; davalının, davacının dedesi olup, açtığı elatmanın önlenmesi davası sonucunda, müvekkilinin men edildiğini; oysa, iyiniyetli olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere; evin bedeli olan 30.000.00.- TL nin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, talep sonucunu ıslah dilekçesi ile 36.000.00.- TL ye yükseltmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, 30.000.00.- TL’nin (dava tarihinden itibaren yasal faizi ile) ve 6.000.- TL nin davalıdan alınmasına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Mahkemece; yapılan keşifte; yerin, tek katlı boş durumda bir ev olduğu gözlemlenmiş,taşınmazın bulunduğu 2 parselin ifraz sonucu 3 ayrı taşınmaza bölündüğü,evin bulunduğu 193 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davalının payının 540/40320 olduğu,keşfe katılan fen,emlak ve inşaat bilirkişilerinin hazırladığı raporda hiç bir açıklama yapılmaksızın evin dava tarihi itibari ile değerinin 36.000.00.- TL olduğu belirtilmiştir.
Somut olayda; alınan bilirkişi raporu, varılan sonuca nasıl ulaşıldığına ilişkin herhangi bir açıklama ve değerlendirme içermediğinden, hükme dayanak alınacak nitelikte değildir. Oysa, raporlar bilimsel verilere dayanmalı, resmî veriler raporda yer almalı ve Yargıtay denetimine açık olmalıdır. Ancak, bu şekilde hazırlanmış rapor denetime açık olup, mahkemece değerlendirilerek hükme esas alınabilir.
Türk Medeni Kanunun 722/1.maddesi gereğince; “Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin ya da bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. 2.fıkra hükmüne göre; Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmaz üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. 3.fıkra hükmüne göre de; Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.”
Aynı Kanunun 723.maddesi gereğince ise; “Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hakim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.”
Bu bağlamda davacının talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesinde, 14.02.1951 tarih ve 1949/17 – 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca davacının iyi niyetli olup olmadığının mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gerekir.
Bu bilgiler ışığında somut olay incelendiğinde ; mahkemenin delilleri değerlendirerek davacının iyi niyetli olup olmadığını belirlemesi gerekir . Eğer davacı iyi niyetli değil ise sadece T M K nın 723.maddesi gereğince asgari levazım bedelini davalıdan talep edebileceği açıktır.
Gerek öğreti ile gerekse sapma göstermeyen uygulama ile asgari levazım değerinin yapı ve eklentilerinin yapımında kullanılan tüm malzemelerin işçilik ve yapımcı kârı gibi unsurlar gözetilmeksizin piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım yılı veya yıllarına göre yıpranma düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde benimsenmiş bulunmaktadır. Oysa ki; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, asgari levazım değerine ilişkin bir tespit de yapılmamıştır.
Ayrıca, mahkemece hüküm oluşturulurken, evin bulunduğu taşınmazın tamamının mülkiyetinin davalıya ait olmadığı gözden kaçırılmış; davalının, varsa sorumlu olduğu bedelin payına isabet eden miktar kadar olacağı da değerlendirilmemiştir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.