Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11820 E. 2016/8161 K. 25.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11820
KARAR NO : 2016/8161
KARAR TARİHİ : 25.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesi ile; tarafların birlikte …. Baklavacısının işletmesini aldıklarını ve taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesinin yapıldığını, işyerinin, eski işletmeci dava dışı … üzerinde kaldığını ve müvekkilinin işyerini işletmeye başladığını, işyeri sahibi olan …’a ödenmesi gereken 12.000TL bedelin müvekkili tarafından ödendiğini, ayrıca işyerine alınan demirbaş malzeme ve malların bedellerinin de davacı tarafından ödendiğini, ancak davalının işyeri ile ilgilenmediği gibi üzerine düşen sermaye katkısında da bulunmaması nedeniyle işletmenin zarar etmekte olduğunu, yapılan sözleşmede kâr ve zararın ortak olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını iddia ederek, davacının davalı tarafından ödenmesi gereken bedelleri de ödediği için davalı adına ödemiş olduğu bedellerin iadesi gerektiğini beyan etmiş, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 7.000 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizleri ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; dava konusu edilen işyerinin devralınmasından 1-1,5 ay sonra davacı ile aralarında yapılan mutabakat ile ortaklığın sona erdirildiğini, aralarında yapılan anlaşma sonrasında davacının müvekkiline borçlu çıktığını ve davacı tarafından müvekkiline borcuna karşılık bonolar verilerek borcunu ödediğini, dava dilekçesinde …’a verildiği iddia edilen 12.000 TL’nin kendisi tarafından …’a verilmek üzere bizzat davacıya verildiğini, davacının fiilen bitmiş bir ortaklığı devam ediyormuş gibi gösterip isteklerde bulunmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; adi ortaklıkta fesih ve tasfiye istenilmeden ortağın ayın olarak veya nakden ödediği sermaye payını diğer ortakdan isteyemeyeceği, davacıya göre adi ortaklığın zarar etmekte olduğu, dolayısıyla zarar eden ve devam eden bir adi ortaklık bulunduğu ve davacının talebinde fesih ve tasfiye olmadığından dava dilekçesindeki talebe fesih ve tasfiye talebi kendiliğinden eklenemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak adi ortaklıkta; ortaklardan biri sermaye payı taahhüdünden doğan borcunu ifa etmezse, diğer tüm ortaklar veya onlar adına ortaklık yönetimi ya da ortaklardan birisi de açacağı bir dava ile temerrüde düşen ortağın borcunun ifasını talep edebilir. Ancak, bir ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortağa karşı böyle bir ifa davası açması için kendisine düşen sermaye borcunu ifa etmiş olması ya da ifasını önermiş olması gereklidir. Burada dikkat edilecek husus; davacı ortak ifanın kendisine yapılması için değil, ortaklığa yapılması için davayı açmaktadır, çünkü sermaye payı ortağa değil ortaklığa aittir.
Bunun yanında Türk Borçlar Kanununun 627.maddesine göre; ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar, bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.
TBK’nın 627.maddesi anlamında gider; ortakların ortaklık işlerini ve dolayısıyla ortaklık amacını gerçekleştirmek için yaptıkları veya kendi idare faaliyetlerinin zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan harcamalar olarak ifade edilebilir. Bu giderlere örnek olarak; adi ortaklığa ait işletmenin kirası, ortaklık işleri için yapılan seyahat masrafları, ortaklığa ait araçların tamir ve bakım bedelleri, ortaklığa alınan malların bedelleri…vb. gösterilebilir.
Ortaklar yapmış oldukları bu masrafları ve uğradıkları zararları öncelikle ortaklık malvarlığından tahsil ederler, eğer ortaklık malvarlığı masraf ve zararları karşılamaya yetmiyorsa veya ortaklığın herhangi bir malvarlığı yoksa ortaklar bu masraf ve zararlar için diğer ortaklara doğrudan yönelebilirler. Bunun için ortaklığın fesih ve tasfiyesinin beklenmesine de gerek yoktur. Ortak yetkili bir şekilde ortaklık için gerekli masrafları yapmış, aslında ortaklığa ait bir yükümlülüğe katlanmak zorunda kalmıştır. Ortaklık ve diğer ortaklık yararına böyle bir faaliyette bulunan ortağın bu hareketi ile TBK md.627’den kaynaklanan taleplerinin ortaklığın sona ermesine ve tasfiyesine kadar beklemenin zorunlu olduğunu kabul etmek suretiyle onun aleyhine hüküm ve sonuçlar doğurmamalıdır. ( Doç. Dr. Oruç Hami Şener, Adi Ortaklık, syf. 325 vd. …, 2008)
Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; davacının dava dilekçesi ile davalının üzerine düşen sermaye katkısında bulunmadığı, ortaklığa alınması gereken mallar ile yapılması gereken masraflara da katkı sağlamadığı iddiası ile alacak talebinde bulunduğu, bu talebin TBK’nın 627.maddesine dayandığı ve fesih ve tasfiye istenmeden de böyle bir talepte bulunabileceği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece; açılan davanın adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkin bir dava olmadığı ortaklar arası alacak davası olduğu göz önünde bulundurularak, konusunda uzman bilirkişiden rapor almak suretiyle varsa davacının alacağının tahsiline karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.