Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/12566 E. 2016/5639 K. 12.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12566
KARAR NO : 2016/5639
KARAR TARİHİ : 12.04.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tapu iptal-tescil-alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve birleşen davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 12/04/2016 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davalı vekili Av. … ile davalı asil … geldiler. Karşı taraf davacılar vekili Av. … geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar vekili, dava dilekçesinde; davacı … -..ve babaları.. ile davalı arasında 01/01/1977 tarihli sözleşme ile adi ortaklık kurulduğunu, 01/01/1981 tarihli Taahhütname ve Borçlanma Senedi ile tarafların babası tarafından bedelsiz olarak davalıya verilen taşınmazın “…daki … adına kayıtlı tarla 4 eşit hisse olarak üçümüz ve babamıza aittir” şeklinde düzenleme yapıldığını, sözleşmenin taraflarca imzalandığını, baba .. 25/01/2000 tarihinde vefatı ile tasfiyeye tabi tutulmayan adi ortaklığın fiilen sona erdiğini belirterek; ortaklık malı olan …r mahallesinde bulunan 39281 ada 1 parsel nolu yerde davalı adına 2034/9061 hissenin 1/4’ünün davalı uhdesinde bırakılarak 1/4’er hissenin davacı … ve . adına, kalan ve ortak muris .. intikalen gelen hisselerin veraset ilamındaki hisseleri oranında mirasçılar adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/766 Esas sayılı dosyasında aynı sebeple aynı yer 39275 ada 3-4 parseller için açılan dava bu dosya ile birleştirilmiştir.
Dava sırasında dava konusu 39281 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın 20/06/2012 tarihinde 3. Kişi ..’e satışı sebebi ile 12/12/2013 tarihli dilekçe ile dava bu parsel için alacak davasına dönüştürülmüş; tapu satış bedeli olan 99.187,50 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili talep edilmiş; davacı vekili 09/12/2014 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; alacak miktarını toplam 251.891,83 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; talebin zamanaşımına uğradığını, ortaklardan birinin ölümü ile faaliyetin fiilen sona ereceğini, ölüm tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, dava konusu yerin baba tarafından bedelsiz verildiği yönündeki ifadenin gerçeği yansıtmadığını, davalının arsayı bedelini ödeyerek başka bir şahıstan satın aldığını, gayrımenkul devrinin resmi şekilde yapılması gerektiğini, taraflar arasında yapılan ve aslında tarafların gerçek iradelerini de yansıtmayan dava konusu sözleşme ile davacıların gayrımenkul üzerinde hak sahibi olabilmelerinin mümkün olmadığını belirterek; davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin 17/05/2011 tarih 2010/139 Esas 2011/176 Karar sayılı kararı ile; “davanın reddine” karar verilmiş; davacıların temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12/06/2012 tarih 2011/20129 Esas 2012/15088 Karar sayılı kararı ile; “….taraflar arasındaki adi ortaklıktan doğan ve sermaye payı olarak konulan taşınmaz nedeni ile payın tahsiline ilişkin davanın 5 yıllık zaman aşımına tabi olduğunu ve murisin ölüm tarihi olan 25/01/2000 tarihinde ortaklığın fiilen sona ermesi sebebi ile bu tarihte zamanaşımının dolduğu yönündeki kabulün doğru olmadığı, adi ortaklık ilişkisinin davalı tarafça kabulü dikkate alındığında ölüm ile fiilen sona eren adi ortaklığın henüz tasfiye edilmediği sabit olduğundan tasfiye edilmeyen ortaklık için zamanaşımının başlamadığını, bu sebeple zamanaşımı sebebi ile reddin uygun olmadığı” gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. Bozma sonrası 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/766 Esas sayılı dosyası iş bu dosya ile birleştirilmiştir.
Mahkemece, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda Adi ortaklığın tasfiyesi anlamında asıl davanın ve birleşen davanın kabulü ile; dava konusu İli … İlçesi Kıbrıs – İmar Mahallesinde bulunan 39275 ada 3 parsel nolu yerde davalı adına olan 23/32 hissenin iptali ile; 9/32’şer hissenin davacı … ve … adına, 1/32’şer hissenin davacılar …- …- …- …- … adına tapuya tesciline, bakiye kısımda davalı adına tescilin muhafazasına,Dava konusu İli … İlçesi … Mahallesinde bulunan 39275 ada 4 parselde davalı adına 2549/5654 hisseden 23/32 oranındaki hissenin iptali ile ..er hissenin davacılar … ve … adına, 2549/180928’er hissenin davacılar …- …- …- …- … adına tapuya tesciline; bakiye kısımda davalı adına tescilin muhafazasına; dava konusu dava sırasında satılan İli … İlçesi Kıbrıs – İmar Mahallesinde bulunan 39281 ada 1 parsel nolu yer için, 251.891,83 TL’nin satış tarihi olan 20/06/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacılara hisseleri oranında verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık, adi ortaklıktan kaynaklı tapu iptali tescil ve alacak talebine ilişkindir.
Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.)
Adi ortaklık ilişkisi, TBK’nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; “Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.”.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise “Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.” hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK’ nun 642. md.)
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; “Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.” hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, adi ortaklık sözleşmesi incelenerek, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK’nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK’nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Somut olayda, mahkemece bu ilkelere uyulmadan, bir kısım taşınmazların tapusunun iptali ile davacılar adına hisseleri oranında tesciline , bir taşınmazında rayiç bedelinin davacılar payına isabet eden bedelinin tahsiline karar verilmiştir.
Taşınmaz satışı,TMK.nun 705, BK.nun 213 (TBK.nun 237), Tapu Kanununun 26, Noterlik Kanununun 60.maddeleri ve HGK.nun 15.11.2000 tarih, 2000/13-1612 E.-2000/1704 K.sayılı ilamı gereğince resmi şekilde yapılması gerekir.Adi yazılı şekilde yapılan sözleşme ile taşınmaz mülkiyetinin devri mümkün değildir. Bu durumda ancak, taşınmazın davacı adına tesciline değil, ortaklık payı oranında bedellerinin tahsiline karar verilebilir.
Ne var ki; davacıların bir kısmının adlarına tescilini, bir kısım taşınmazın rayiç bedelinin tahsilini istediği taşınmazlar, adi ortaklığa dahil ve bu ortaklığın konusunu teşkil eden taşınmazlar olduğu için, tasfiyeye tabi tutulması ve yukarıda belirtilen ilkeler gereği yapılan tasfiye neticesinde var ise diğer alacak ve borçlar ile birlikte ortaklığın tarafları arasında paylaştırılması gerekecektir.
Öyle ise mahkemece, bu ilkeler esas alınmak suretiyle yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.350 TL vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.