Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/15137 E. 2016/7741 K. 18.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15137
KARAR NO : 2016/7741
KARAR TARİHİ : 18.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
İ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm, taraf vekilleri ile ihbar olunan … vekili tarafından temyiz edilmiş, hükmün duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 10.05.2016 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … geldi. Karşı taraf davacı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, Yargıtay Kanunu’nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin 18.05.2016 günü saat 09:00’a bırakılması uygun görüldü.
Belirlenen gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; mirasbırakan …’in, davalının noter olarak görev yaptığı … 2. Noterliğince düzenlenen 11.04.2006 tarih ve 4984 yevmiye sayılı vasiyetnamesi ile taşınmazlarını davacıya bıraktığını;…. 13.01.2011 tarihinde ölmesi üzerine dava dışı mirasçısı tarafından açılan davada vasiyetnamenin resmi şekil şartlarına uygun yapılmaması nedeniyle iptaline karar verildiğini; bu nedenle, vasiyetnameye konu taşınmazları diğer mirasçılar ile paylaşmak zorunda kalan davacının yasal miras payı dışında kalan kısma ilişkin zararından davalı noterin sorumlu bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere, vasiyete konu taşınmazların iptal tarihindeki değerinden şimdilik 25.000 TL tazminatın iptal tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 08.06.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 466.794 TL’ ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; müvekkilinin, vasiyetnamenin iptaline ilişkin davada taraf olmaması nedeniyle iptal kararının bağlayıcı olmadığını, vasiyetnamede var olan yanlışlığı gören mirasbırakan …’in de kusurlu olduğunu, ayrıca iptal davası açmayan mirasçı yönünden vasiyetnamenin geçerli olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.
Dava ihbar edilen noter katibi … vekili, sunmuş olduğu dilekçeler ile; davanın reddini istemiş, … ise cevap dilekçesi vermemiştir.
Mahkemece; vasiyetnamenin iptali nedeniyle davacının uğradığı zararın, taşınmazların mirasbırakanın ölüm tarihindeki değerinden, öncelikle davacının yasal miras payının, sonrasında ise geriye kalan değerden diğer mirasçıların saklı paylarının indirilmesi neticesi bulunacak değer olduğu kabul edilmiş ve bu yöntem doğrultusunda bilirkişilerce tespit edilen değerler esas alınarak yapılan hesaplama sonucunda, zarar kapsamının 200.090,25 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile, 200.090,25 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, taraf vekilleri ile ihbar olunan … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- İhbar olunan … vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Davalı tarafça davanın ihbar edildiği … vekili tarafından cevap dilekçeleri verilmiş ise de, ihbar edilenin davaya müdahale talebinde bulunmadığı, bu itibarla davada fer’i müdahil sıfatı kazanmayıp ihbar olunan olarak yer aldığı, mahkemece de ihbar olunan hakkında bir hüküm kurulmadığı anlaşılmakla; hükmü temyiz hakkı bulunmayan ihbar olunan vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
2- Davacı tarafın temyiz isteminin incelenmesinde;
Bilindiği üzere zarar, malvarlığında meydana gelen bir azalmayı veya eksilmeyi ifade eder. Bu eksilme, zarar görenin, zarar verici eylemden sonra malvarlığının gösterdiği durum ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farktan ibarettir. Nitekim, tazminatın amacı da, malvarlığındaki eksilmenin giderilmesi ve onun eski duruma getirilmesinin sağlanmasıdır. Şu halde, zarar kapsamının hesap ve belirlenmesinde zararın meydana geldiği tarih gözönünde tutulmalıdır.
Bu doğrultuda yerleşen Yargıtay uygulamasına göre; vasiyetnamenin iptal edilmesi nedeniyle vasiyet alacaklısı veya atanmış mirasçıların uğramış olduğu zarar, mirasbırakanın ölüm tarihi esas alınarak belirlenmelidir. Zira, miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır. Bu nedenle, öncelikle vasiyete konu edilen malların mirasbırakanın ölüm tarihindeki değerleri bilirkişi marifetiyle tespit edilmeli, sonrasında ise bu değerden diğer mirasçıların saklı payları düşülmek suretiyle zarar kapsamı belirlenmelidir.
Temyize konu davada, mahkemece; yukarıda açıklanan yöntem esas alınarak, zarar kapsamı belirlenmiş bulunduğundan; davacı tarafın temyiz itirazları yerinde değildir.
3- Davalı tarafın temyiz isteminin incelenmesinde;
Sağlar arası işlemlerde olduğu gibi, ölüme bağlı tasarruflarda da tasarrufu yapan tarafından açıklanan irade ile bu tasarrufların metninin saptanması, gerçek anlamının vasiyetçinin son arzusuna uygun biçimde belirlenmesi ve açıklığa kavuşturulması büyük önem taşımaktadır. Bunun saptanmasında da yorum kurumunun uygulanması gerektiği aşikardır. Nitekim, TMK’nun 504/2. maddesinde yer alan “Ölüme bağlı tasarruftta kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma halinde mirasbırakanın gerçek arzusu kesin olarak tespit edilebilir ise, tasarruf bu arzuya göre düzeltilir.” biçimindeki hüküm, Kanun koyucunun, ölüme bağlı tasarrufu yapanın gerçek iradesine, son arzusuna, isteğine büyük önem verdiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Yine vasiyetnamenin yorumunda gözönünde bulundurulması gereken kurallardan biri de, ölüme bağlı tasarrufun geçerliliğini üstün tutan, Roma Hukukundan beri geniş uygulama alanı bulan..Testemanti (vasiyetin ayakta tutulması) ilkesidir. Buna göre, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarruflarını iptalden ziyade muhafaza etmek, vasiyetçinin arzu ve iradesine daha uygun düşer. Bu itibarla, yorumda bu gayenin daima gözönünde tutulması, şüpheli ve müphem hallerde tasarrufun muhafazası lehine yorumun yapılması gerekir. Önemle vurgulamak gerekir ki, normal olarak yorum, vasiyetçinin beyanında yazılı arzusunu bir dereceye kadar süzmektir. Diğer bir anlatımla, beyanda hiç bir dayanağı yok iken onu tamamlamak değildir. Vasiyetnamenin metni yoruma kafi gelmezse, bunun yanında yardımcı olarak dış etken ve olgulara, örneğin vasiyetçinin notlarına, mektuplarına, dostlarına ve yakınlarına yaptığı açıklamalara ilişkin belgelere bakmak icap eder. İhtiyaç olduğu takdirde, tasarrufun dışındaki olgulardan, belgelerden ve dayanaklardan yararlanılması gereği hukuk öğretisinde tam bir görüş beraberliği içerisinde savunulmaktadır (HGK. nun 07.12.1966 gün ve 1966/2-738 E. 1966/309 K. ile 21.11.1990 gün ve 1990/2-346 E. 1990/586 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir).
Bu açıklamalar ışığında yapılan incelemede; 11.04.2006 tarihli vasiyetnamede, … İli Merkez İlçesi … mevkiinde bulunan 95 m² yüzölçümlü kargir dükkan vasfındaki taşınmazın parsel numarası 655 olarak yazılıdır. Oysa ki 655 parsel sayılı taşınmaz 22.11.1979 tarihinden itibaren dava dışı … Belediyesi adına kayıtlı olup, yüzölçümü 92 m² ve vasfı da arsadır. Yapılan yargılama ile mirasbırakana ait 95 m² yüzülçümlü ve kargir dükkan vasfındaki taşınmazın aynı mahalle ve mevkide bulunan 555 parsel olduğu, parsel numarasındaki yanlışlığın mirasbırakan tarafından vasiyetname tanzimi sırasında notere sunulan (ve vasiyetname ekinde yer alan) tapu senedinde parsel numarasının 655 olarak yazılı olmasından kaynaklandığı belirlenmiştir. Buna göre, mahkemece; mirasbırakan tarafından davacıya vasiyet edilen taşınmazın 555 parsel olduğunun belirlenmesi ve bu parsel yönünden de tazminata hükmedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak, davacının zararının tespiti için, gerek talimat mahkemesince, gerekse davaya bakan mahkemece yapılan keşifler sonucunda alınan bilirkişi kurulu raporları, değer biçme yöntemi bakımından hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; vasiyete konu taşınmazların mirasbırakanın ölüm tarihindeki değerlerinin, taşınmazların o tarihteki konumu, imar durumu, emsal satışlar ile bina değerleri ve eskime payları da nazara alınarak, serbest piyasa rayiçlerine göre hesaplanması gerekir.
Ne var ki, hükme esas alınan billirkişi raporlarında; emsal satışlar araştırılmadığı gibi, taşınmazların belirlenen arsa ve bina değerleri toplamının serbest piyasa rayiçlerinin altında kaldığından bahisle, davada uygulama yeri olmayan şerefiye değeri yöntemi esas alınarak, farazi olarak taşınmazlara değer biçilmiş olup, alınan raporlar hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Mahkemece; yanılgılı değerlendirme sonucunda hazırlanan bilirkişi raporlarına göre zarar kapsamının belirlenip karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince yukarıda 3. bentte gösterilen sebeple davalı taraf yararına BOZULMASINA, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için takdir edilen 1.350 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınıp davalı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı tarafa iadesine, 18.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.