Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/15477 E. 2016/7446 K. 10.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15477
KARAR NO : 2016/7446
KARAR TARİHİ : 10.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 10.05.2016 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. … Bahşi geldi. Karşı taraf davalı vekili Av. … geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldügünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davalı şirket hakkında … Tarifeler Yönetmeliği uyarınca hesaplanan ölçümleme bedelinin tahsili amacıyla … 7. İcra Müdürlüğünün 2013/11305 Esas sayılı takip dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak takibe davalı şirket tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, davalı şirketin abone olmadan su kullanması nedeniyle takibe konu alacaktan sorumlu olduğunu ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptali ile davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin gerekli izinleri aldıktan sonra arazide mevcut olan kuyu suyunu kullanmak suretiyle inşaata başladığını, inşaatın tamamlanıp binanın teslim edildiği 2013 yılı Mayıs ayına kadar sadece kuyu suyunun kullanıldığını, buna rağmen davacı idare tarafından düzenlenen tutanakla müvekkiline 93.567,96 TL’lik kaçak su borcu tahakkuk ettirildiğini, davalı şirketin kaçak su kullanmamış olması nedeniyle tahakkuk ettirilen bu borçtan sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddi ile davacı idarenin kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; aldırılan bilirkişi raporları ile davalı şirketin yüklenmiş olduğu binanın yapımı sırasında arazide bulunan kuyudan temin ettiği suyu beton sulamasında kullanarak sarf ettiği, dolayısıyla belediyenin ne su ücreti adı altında ne de kanalizasyon şebekesi kullanılmadığı için atık su bedeli adı altında herhangi bir talepte bulunamayacağı, bu nedenle davalı şirketin icra takibine itirazda haklı olduğu, davacı idarenin ise takip yapmakta kötü niyetli olduğu gerekçesiyle; davanın reddine ve asıl alacağın %20’si olan 18.971,43 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen ve uygulamada “kötüniyet tazminatı” olarak adlandırılagelen tazminat türü, sadece takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir.
Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen, ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi anlamında “haksız” ise de, kötüniyetli olarak kabul edilebilmesine ve dolayısıyla, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur.
Dosya kapsamı ve somut olayın özellikleri göz önüne alındığında; davacı idarenin (alacaklı) takibe konu alacağının varlığını usul hukuku kuralları çerçevesinde kanıtlayamadığı; ancak, icra takibine kötü niyetli olarak giriştiğini kabule elverişli herhangi bir delilin ise bulunmadığı açıktır.
Diğer taraftan, davalı (borçlu) şirket de, somut olayda davacı idarenin icra takibinde kötü niyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır.
Bu durumda, davalı şirketin kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacının kötüniyet tazminatına mahkûm edilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Kanuna aykırı olan bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 2. bendinde yer alan “2- Asıl alacağın %20’si olan 18.971,43 TL olan tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” ifadesinin çıkartılarak yerine “2- Davacının takipte kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden icra inkâr tazminatı talebinin reddine,” cümlesinin yazılması suretiyle hükmün HUMK. nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için takdir edilen 1.350 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.