Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/16356 E. 2016/6120 K. 20.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16356
KARAR NO : 2016/6120
KARAR TARİHİ : 20.04.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak (adi ortaklık) davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalının 15.11.2000 tarihinde imzalamış oldukları sözleşme uyarınca…. adresinde faaliyet gösteren Keremeyle içkili restorana 25.000 TL bedelle %50 oranında ortak olduğunu, sözleşme ile işletmeden elde edilecek kârın her ayın sonunda ödemeler yapıldıktan sonra eşit şekilde paylaştırılacağı düzenlenmiş olmasına rağmen, işletmeye ait bilanço aylık cari hesaplar ve mali kayıtların müvekkile ulaştırılmadığı ve işletme kârının davalı tarafça müvekkiline ödenmediğini, işletme kârının ödenmesi hususunda 40. Noterliği’nden 01.06.2011 tarih ve 19834 yevmiye numarası ile ihtarname gönderildiğini, ancak davalının ihtarnameye cevap vermediğini ileri sürerek, ödenmesi gereken işletme kârı alacağından fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL’nin davalıdan tahsiline ve davalı yanın ortaklık sözleşmesine aykırı davrandığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili tarafından 25.11.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak miktarı arttırılarak 81.078,73 TL talep edilmiştir.
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının her ay hesapları müvekkili ile kontrol ederek gelir gider takibini yaptığını, işletmenin 61.517 TL zarar ettiğini, ayrıca işletmenin sigorta borcunun ve vergi borcunun bulunduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 21/02/2013 tarih ve 2011/355 Esas-2013/131 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 04.11.2013 tarih ve 2013/11775 Esas- 2013/15142 Karar sayılı ilamı ile “Taraflar arasında 15.11.2000 tarihli bir ortaklık sözleşmesinin olduğu ve bu sözleşme ile de işletmeden elde edilecek karın her ayın sonunda ödemeler yapıldıktan sonra eşit olarak paylaştırılacağı uyuşmazlık konusu değildir……Davacının dava dilekçesindeki açıklamaları ve dayandığı maddi olgular gözönünde tutulduğunda, davalının kar payı ödemediğini, bu nedenle sözleşmeyi ihlal ettiğini bildirerek, davalının sözleşmeye aykırı davrandığının tespiti ile kar payının tahsilini talep ettiğine göre, bu istemin ortaklığın feshi olduğu kabul edilmeli, fesih tasfiyeyi de kapsadığından ortaklığın tasfiyesi yönüne gidilmelidir.
Hal böyle olunca, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642. madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir…… uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken, mahkemece, değinilen bu yönler dikkate alınmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” gerekçesi ile bozulmuştur.
Bozma ilamına uyan mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile taraflar arasındaki adi ortaklığın tasfiyesine, tasfiye memuru olarak Gültekin Çağrı Karapınar’ın atanmasına, tasfiye memuruna aylık 500,00 TL ücret takdiri ile ücretin adi ortaklık malvarlığından karşılanmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Kural olarak, bozma kararına uyulmakla; orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan, bozma kararı dışında kalan yönler ise kesinleşir.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonuçlarından biri ortaklığın tasfiye aşamasına girmesidir. Zira; sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle birlikte, adi ortaklık hemen ortadan kalkmaz; sadece sona erme sebeplerinin varlığı ortaklık bünyesinde bir takım değişikler meydana getirerek, ortaklığın tasfiye aşamasına girmesine neden olur. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiyenin tamamlanması ile ortadan kalkar.
Bu bağlamda tasfiye; ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülür, borçlar ödenir, sermaye değerleri ortaklara iade edilir ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılır.
Ortaklar tasfiyeyi istememiş olsalar bile, ortaklık sona ermekle kendiliğinden tasfiye aşamasına girer. Tasfiyede sözleşme özgürlüğü esasının benimsenmesinin bir sonucu olarak ortaklar; ortaklığın tasfiyesi bakımından kanundaki hükümlere uygun tasfiyeyi kendi aralarında anlaşarak gerçekleştirebilirler. Ancak tasfiye husunda ortaklar anlaşamazlar ve tasfiye istemi ile mahkemeye başvururlarsa, bu durumda tasfiyenin mutlaka mahkeme tarafından bizzat gerçekleştirilmesi gerekir.
Ortaklığın feshinin ve hesaplarının çıkarılmasının istenmesi tasfiye isteğini de kapsar.
Tasfiyenin ne şekilde yapılacağının düzenlendiği TBK’nın 644. maddesinde (BK’nın 538 ve izleyen maddeleri) “Ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dahil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları halinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hakim tarafından atanması isteminde bulunabilirler.” denilmiştir.
O halde adi ortaklığın tasfiyesi ya ortakların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Bunun dışında bir olanak yoktur.
Mahkemece bozma ilamında belirtilen sıra ve yöntem izlenerek tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre, (HMK.nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırması ve bu doğrultuda hüküm oluşturması başka bir deyişle tasfiyeninde bizzat mahkemece yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken adi ortaklığın tasfiyesine, tasfiye memuru atanmasına şeklinde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.