YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4735
KARAR NO : 2016/5372
KARAR TARİHİ : 06.04.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; 5910 nolu iş yeri abonesi olan davalı… aleyhine…. İcra Müdürlüğü’nün 2007/4759 sayılı dosyası ile 18.890.28.-YTL asıl alacak, 29.618.59.-YTL gecikme zammı ve KDV’si 7.80 YTL kesme açma, 1.40.-YTL kesme – açma KDV’si olmak üzere toplam 48.437.07.-YTL üzerinden icra takibi başlattıklarını, davalı kooperatife ödeme emrinin 11.07.2007 tarihinde tebliğ edildiğini ve davalının itirazı üzerine icra takibin durdurulmasına karar verildiğini ileri sürerek davalının itirazının iptaline ve % 40 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen 06.02.2008 gün 2007/298 E. 2008/29K. sayılı hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 30.03.2009 gün 2008/8021 Esas 2009/2424 Karar sayılı ilamı ile “…İİK.nun 67/1. maddesine göre itirazın iptali davasında umumi hükümler dairesinde alacağın ispat külfeti alacaklıya aittir. Bu durumda mahkemece davalının borca yaptığı itirazlar dikkate alınarak inceleme ve araştırma yapılmak gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” gerekçesiyle bozulmuş, bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda mahkemece 12.06.2012 gün 2009/303 Esas 2012/252 Karar sayılı hüküm ile ” Asıl alacağa ilişkin davanın kabulü ile … İcra Müdürlüğünün 2007/4759 Esas sayılı takip dosyasındaki borçlu davalının 18.809,28.-TL asıl alacak, 7,80.-TL kesme-açma ve 1,40.-TL KDV üzerindeki itirazının iptali ile, bu miktarlar üzerinden takibin devamına, Asıl alacağa elektriği kesme tarihi olan 17/08/2006 tarihinden itibaren faiz işletilmesine, Hükmedilen asıl alacağın % 40’ı oranında davalı borçlunun inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 26.03.2013 gün 2012/8445 Esas 2013/4642 Karar sayılı ilamı ile, “…davalı tarafın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Davalı tarafın hükmedilen tazminatın miktarına ve kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi varılan sonuç ve oluşturulan hüküm de davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Somut olaya gelince, davacı davalının işyeri abonesi olduğunu ve elektrik bedelini ödemediğini öne sürerek, elektrik bedelinin tahsili amacıyla davalı aleyhine takip başlatmıştır. Mahkemece zarar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, davalı tarafca kullanılan elektrik bedeli ayrıca hesaplanmadan davacı tarafından davalı tarafa tahakkuk ettirilen elektrik fatura bedelleri esas alınarak, tutanak tarihlerinden takip tarihine kadar gecikme zammı hesaplanarak belirlenmiştir. Mahkemece alınan bu rapor benimsenerek karar verilmiştir. Bilirkişi tarafından ayrıca elektrik bedeli hesabı yapılması gerektiği kuşkusuzdur. Eksik araştırma ve soruşturma ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, dosya bir başka bilirkişiye verilerek bilirkişiden davacı kurumun davalı taraftan isteyebileceği elektrik bedelinin hesaplanması için rapor alınmalı, davalının sorumlu tutulabileceği elektrik bedeli ile takip tarihi itibarıyla istenebilecek gecikme zammı miktarı duraksamasız belirlenmeli, daha sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, İcra ve İflas Kanunu’nun (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) 67.maddesinin, hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edileceği hükmü dikkate alındığında, mahkemece hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerekirken, hüküm yerinde yüzde kırk tazminata hükmedilmesi, takip tarihinden itibaren asıl alacağa faiz yürütülmesine karar verilmesi gerekirken elektrik kesme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi ve reddedilen kısım üzerinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi dahi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA..” karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın aboneliğin bulunduğunu bildirdiği işyerinde keşif yapıldığı, işyerindeki abonelik numarasının 592 olduğunun mahkemece gözlemlendiği, keşfe katılan davalı vekilinin dava konusu aboneliğin bulunduğu işyerinin mahkemece incelenen yer olduğunu beyan ettiği, bilirkişi raporunda davaya konu aboneliğin 591.0 olduğunun, mahkemece keşifte incelenen aboneliğin ise 592,0 olduğunun, 591.0 abonenin dökümü incelendiğinde sayacın iki ay içerisinde tur atmış gibi gözükerek 8.098 endeksine ulaştığının, böyle bir tüketimin teknik olarak mümkün olmadığının, abonenin varlığının yapılan keşifte ispatlanamadığının, sayaç
söküm ve mühürleme tutanağının mevcut olmadığının, 591.0 nolu abonenin sağlıklı bir tüketim yapan abone olduğunun kurumca kanıtlanamadığının, yapılan incelemeler sonucunda… tarafından hatalı okuma sonucu fiilen var olmayan aboneye tahakkuk çıkarıldığı kanaatine varıldığının tespit edildiği, icra dosyasına yapılan itiraz incelendiğinde; 2007 yılında yapılan itirazda 591.0 abone sayılı elektrik sayacının bulunmadığı belirtilerek borca itiraz edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle sübut bulmayan davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay’ın bozma kararına gerek iradi, gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkeme, uyma kararını kaldırarak, direnme kararı veremeyeceği gibi; hükmün bozma kararı kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bozmaya uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğar.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke, kamu düzeni ile ilgili olup; Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.(Aynı yönde HGK.nun 26.2.1986 gün ve 1986/1-50 E.-174 K.; 11.5.1994 gün ve 1994/8-252 E.-314 K.; 1.12.1999 gün ve 1999/18-1041 E.-1006 K.; 11.5.2005 gün ve 2005/2-315 E.-333 K.; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E.-573 K. sayılı ilamları).
Mahkemenin Yargıtay’ca verilen bozma kararına uyması sonucunda kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde karar vermesi gerekir. Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karşın bozma ilamı doğrultusundabir inceleme yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece;bozmaya uyulmakla gerçekleşen usule ilişkin kazanılmış hak ve hükmüne uyulan bozma kararı gözönüne alınarak, dosyanın 3 kişilik yeni bir uzman bilirkişi kuruluna verilerek, bilirkişi heyetinden davacı kurumun davalı taraftan isteyebileceği elektrik bedelinin hesaplanması için rapor alınmalı, davalının sorumlu tutulabileceği elektrik bedeli ile takip tarihi itibarıyla istenebilecek gecikme zammı miktarı duraksamasız belirlenmeli, daha sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.