YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/5272
KARAR NO : 2016/5222
KARAR TARİHİ : 05.04.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili davacının 1995 yılından bugüne kadar iki adet fabrikası ile …kapsamında üretim faaliyeti yürüttüğünü ve davalı idareye karşı, gerek aidat gerek fatura borçlarını eksiksiz ödediğini, buna karşın 2013 temmuz ayı faturasının yüksek gelmesi üzerine bir araştırma yaptıklarını ve bu durumun davalı …’nin dava dışı elektrik dağıtım şirketi (tedarikçi) ile yaptıkları yeni sözleşmeden kaynaklandığını öğrendiklerini, davalı kurumun bu fiyat değişikliğini müvekkili kuruma bildirmeyerek fazla elektrik faturası ödemelerine ve zarara uğramalarına sebebiyet verdiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 2013/9-10-11 dönem faturalarında fazla ödedikleri bedelin iadesi ile maddi tazminat olarak 100 TL’nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurumun,…kapsamında faaliyet gösteren tüm firmaların genel menfaatleri doğrultusunda dava dışı … ile yaptığı anlaşma sonucu katılımcılarına çok daha ucuza elektrik sağladığını ve bu fiyatları 2013 mayıs ayından sonraki faturalara yansıtmaya başladığını, davacının da bu dönemden sonraki faturalarının eskiye nazaran çok daha düşük olduğunu, müvekkili idarenin görevinin tek tek işletmeler bazında değil tüm katılımcıların genel menfaatini korumak olduğunu, davacının çalışma şartlarından kaynaklanan bazı fiyat uygulamalarının faturasına yansımasının genel menfaate aykırı olarak kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı …’nin yürüttüğü elektrik dağıtım işi faaliyetinden kaynaklanmaktadır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/1.maddesinde: “Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.” hükmü yer almaktadır.
01.07.2012 tarihi itibari ile yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 16.maddesinde ise yine aynı şekilde, “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı yasanın 11. Maddesinde ise; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.” şeklinde açıklanmıştır.
Diğer taraftan,..Nizamnamesi’nin 13/2.maddesine göre, kamu tüzel kişileri tarafından kurulan iktisadi işletmeler tüzel kişilikleri bulunmasa dahi bir ticaret ünvanı seçmeye ve kullanmaya mecbur oldukları gibi, kurucu kamu tüzel kişileri de bu iktisadi işletmeleri ticaret siciline kaydettirilmek zorundadır. Keza doktrinde de ticari şekilde veya iktisadi esaslara göre işletilmek üzere kurulan bütçesi ve mameleki kamu tüzel kişisi tarafından ayrılmış iktisadi işletmeler “tacir” sayılmışlardır.
Davacı … Bölgesi “Organize Sanayi Bölgeleri Hakkındaki 4562 Sayılı Kanunun 5.maddesinde belirtildiği üzere bir özel hukuk tüzel kişisidir. Ayrıca, 29.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle yürürlüğe giren Organize Sanayi Bölgelerinin Elektrik Piyasası Faaliyetlerine ilişkin Yönetmeliğin 1. ve 4.maddelerine göre, ticari şekilde veya iktisadi esaslara göre işletilmekte, yaptığı işler itibariyle de ticarethane sayılmaktadır.
Nitekim, … Genel Müdürlüğü ile ilgili olarak önüne gelen bir ihtilaf nedeniyle Hukuk Genel Kurulu’nun 21.09.1983 gün ve E:1980/11-2721, K:1983/823 sayılı ilamıyla; … tarafından “görülen hizmet bir kamu hizmeti ise de faaliyetin özel hukuk kuralları altında yapıldığını kabulle TTK’nun 18/1.maddesi anlamında tacir sayılacağına” karar vermiş; aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun … ile ilgili olarak verilen 29.11.1995 gün ve E:1995/11-647, K:1043; 03.10.2007 gün ve E:2007/4-597, K:2007/694, 15.06.2012 gün ve 2012/4-168 E,2012/397) sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
6102 sayılı TTK.nun 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması ve ticari işletmeleriyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gerekli ve yeterlidir. Bu tür ticari davalara ise Asliye Ticaret Mahkemesinde bakılır. (TTK m.5/2)
Somut olayda; davacı … Bölgesi, 02.08.2013 tarihinde, elektrik dağıtım faaliyeti yürütmek üzere davalı … ile 12 ay süreli sözleşme yapmıştır. Bu nedenle davalı … Bölgesi’nin ilgili yasal düzenlemeler uyarınca, elektrik dağıtım işinden kaynaklı faaliyeti nedeni ile tacir sayılması gerektiği ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklandığı açıktır.
Eldeki dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra, 10.02.2014 tarihinde açılmıştır.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için, uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.
6335 Sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1.maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re’sen incelenir.
Göreve ilişkin açıklanan maddeler birlikte değerlendirildiğinde; her iki tarafının da ticari işletmesiyle ilgili olarak açılan iş bu davaya bakma görevi, Asliye Ticaret Mahkemesine aittir.
Hal böyle olunca, mahkemece; uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, öncelikle yargı yerinde ayrı Asliye Ticaret Mahkemesi varsa görevsizlik nedeniyle HMK’nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine, ayrı Asliye Ticaret Mahkemesi yoksa davaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakılması ve 6100 sayılı HMK’nun 297/1-a maddesi uyarıncada kararın Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla verildiğinin hükümde gösterilmesi gerekirken, bu yönün gözardı edilerek yazılı şekilde davanın esası hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Bozma nedenine göre, sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.