Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/8559 E. 2016/5667 K. 12.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/8559
KARAR NO : 2016/5667
KARAR TARİHİ : 12.04.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının kendisine ait olan taşınmazı, 2007 yılının sonlarında henüz inşaatı tamamlanmamış halde iken müvekkili davacıya 40.000 TL bedelle haricen sattığını ve müvekkilinin satış bedelinin 16.000 TL’sini peşin ödediğini kalanı ise tapu devrinde ödemeyi kararlaştırdıklarını, müvekkilinin bu taşınmaza yaklaşık 31.000 TL masraf yaparak diş laboratuvarı halinde getirdiğini ve halen burayı kullandığını ancak davalının bir süre sonra tapuyu devretmekten vazgeçerek ve müvekkiline karşı tahliye davası açtığını, müvekkili tarafından ödenen 16.000 TL satış bedeli ile 14.000 TL masrafı davalı tarafça müvekkiline iade edildiğini ancak… 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/65 tespit dosyasında, bu taşanmaza yapılan masraflarının bedelinin 31.812 TL olduğunun saptandığını, davalı tarafın kalan 17.812 TL’yi ödemeyi kabul etmediğini belirterek yapılan17.812 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı süresinde açılmadığını, davalının dava konusu taşınmazı davacıya satmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin kira sözleşmesine dayandığını ve taşınmazın davacıya bu nedenle teslim edildiğini, davacının inşaatı tamamladığı iddiasının doğru olmadığını, davacıya karşı, 01.01.2008 tarihli kira sözleşmesi ve 01.07.2011 tarihli tahliye taahhüdü gereğince tahliye davası açıldığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, “…818 sayılı BK m. 66 uyarınca, sebepsiz zenginleşmeden doğan taleplerde zamanaşımı süresi, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde 10 yıl olduğu, davaya konu alacağın 2007 yılı sonlarında yapılan inşaat masrafları ile ilgili olup, davanın ise 02/11/2011 tarihinde açıldığı, tüm bunlara göre davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı…” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davacı; malik olmadığı taşınmaza yaptığı muhdesat bedelini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre maliklerden talep etmektedir.
Uyuşmazlık; davacının, malik olmadığı taşınmaza yaptığı muhdesat bedelini talep etme hakkının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir tarafın mal varlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhine çoğalması gerekir. İade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tesbit edilmesi gerekir. Sebepsiz zenginleşme borçlusunun bu muhdesatın yapıldığı anda ekonomik açıdan zenginleştiği, yapanın ise o anda fakirleştiği ileri sürülmez. Zira, vücuda getiren tarafından kullanılan muhdesatın taşınmaz maliklerine herhangi bir katkısı bulunmamaktadır. Bu gibi hallerde masraf yapan kişinin talep hakkı, yapılan giderlerin taşınmaz malikinin mülkiyetine geçtiği zaman doğar. Taşınmaz malikinin mülkiyetine geçmeden ve onun mal varlığında bir artış olmadan yapılan giderler istenilemez. Bir hakkın dava edilebilme hakkı (alacak muaccel olmadan) doğmadan, alacak hakkında zamanaşımının işlemeye başlayacağı veya zamanaşımına uğrayacağı düşünülemez. Dava hakkı ancak, davacının yaptığını iddia ettiği binanın davalıya teslimi ile doğar.
Dosyada mevcut… Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1156 E., 2011/2241 K. Sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı tarafça davacıya karşı, kira sözleşmesine dayalı tahliye davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda, 20/12/2011 tarihli karar ile davacının (tahliye davasında davalı) kullanımında olan dava konusu taşınmazın tahliyesine karar verildiği ve bu kararın 05/09/2012 tarihinde kesinleştiği ancak eldeki dava bakımından, dava tarihi itibariyle davacının bu taşınmazı boşaltıp boşaltmadığı, eş söyleyiş ile taşınmazın halen davacının fiili kullanımında (zilyetliğinde) olup olmadığı hususunun tespit edilmediği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, öncelikle bu hususlar üzerinde durularak, taşınmazın halen davacının kullanımında olup olmadığının araştırılması, buna göre dava konusu edilen taşınmazın halen davacı elinde olduğu ve davacı tarafından kullanıldığının anlaşılması halinde, davalı bakımından sebepsiz zenginleşme olgusunun henüz gerçekleşmediğinin nazara alınması, taşınmazın davacının kullanımından çıkmış ve fiilen davalıya teslim edilmiş olduğunun saptanması halinde ise, teslim tarihi saptanarak buna göre bir değerlendirme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde zamanaşımından davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.