Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/13221 E. 2016/10993 K. 20.09.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/13221
KARAR NO : 2016/10993
KARAR TARİHİ : 20.09.2016

MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki nafaka davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı- karşı davalı vekili dava dilekçesinde; tarafların … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12/02/2013 tarihli kararı ile boşandıklarını ve bu kararda davalı lehine aylık 300 TL yoksulluk, müşterek çocuk için aylık 250 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, ancak davalının 2015 yılı temmuz ayından itibaren … Belediyesi’nde işe başladığını ve yoksulluğunun ortadan kalktığını, ayrıca müvekkili davacının da yeniden evlendiğini ve bu miktar nafakayı ödemekte zorluk çektiğini belirterek, davalı lehine hükmedilen 300 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasını ya da nafaka miktarının davalının işe giriş tarihinden itibaren indirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; müvekkili davalının belediyede geçici olarak işe girdiğini ve aralık ayına kadar asgari ücretle çalışacağını, asgari ücret düzeyindeki gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağını, ayrıca boşanma davasında müşterek çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakasının da çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirterek, asıl davanın reddini, karşı dava bakımından ise iştirak nafakasının aylık 440 TL’ye çıkartılmasını istemiştir.
Davalı vekili 05.02.2016 havale tarihli dilekçesi ile; davalının 26.01.2016 tarihinde evlendiğini ve bu kapsamda yoksulluk nafakası kendiliğinden sona ermiş olduğundan davanın konusuz kaldığını, ancak dava tarihi itibari ile davacının davasında haklı olmaması sebebi ile müvekkili aleyhine yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece; davacı- karşı davalı tarafından açılan davanın konusuz kalması nedeniyle reddine, davalı- karşı davacı tarafından açılan davanın esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl dava bakımından;
Dava; yoksulluk nafakasının kaldırılması istemine ilişkindir.
TMK’nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Eldeki davada, davacı taraf dava dilekçesinde, yukarıdaki yasa hükmü gereğince; davalının işe başlaması sebebi ile yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemiş olup, davanın devamı sırasında davalının yeniden evlenmesi ile yoksulluk nafakasının kendiliğinden ortadan kalktığı ve bu nedenle davanın konusuz kaldığı anlaşılmaktadır.
Ancak yargılama giderlerinin hangi taraf aleyhine hükmedileceğinin tespiti bakımından davanın açıldığı tarih itibari ile tarafların haklılık durumunun belirlenmesi gerekecektir. Zira, HMK’nın 331. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder” düzenlemesi gereğince davanın konusuz kalması halinde davanın açıldığı tarihte haksız olduğu tespit edilen taraf yargılama giderini ödemekle yükümlü olacaktır.
Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2–656–688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.
Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmediği gibi asgari ücretin üzerinde gelire sahip olunması da yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemiştir. (…07.10.1998 gün, 1998/2–656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2–1158–1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2–397–339 sayılı kararları). Bu durumda, ancak nafakanın miktarını tayinde etken olarak dikkate alınmalıdır.
Buna göre, dosyadaki bilgi ve belgelerden, davanın açıldığı tarih itibariyle, “toplum yararına proje” kapsamında belediyede geçici olarak asgari ücret ile çalışan ve altı ay sonra 31.12.2015 tarihinde işine son verilen davacının, bu iş nedeni ile yoksulluğunun ortadan kalkmadığı açıktır. Bu itibarla davalının, davanın açılmasına sebebiyet verdiği söylenemez ve davalının yargılama giderleri ile vekalet ücretinden sorumlu tutulmaması gerekir. Mahkemece, bu yön gözetilmeksizin, davacının davasında haklı olduğu gerekçesi ile davalı aleyhine yargılama giderine ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de, davanın konusuz kalması halinde, “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı” şeklinde hüküm kurulması gerekirken, mahkemece “davanın reddi” yönünde hüküm kurulmuş olması da doğru değildir.
Karşı dava bakımından;
Dava, iştirak nafakasının kaldırılması istemine ilişkindir.
TMK. 182/2.maddesine göre; “Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır”. Aynı Yasanın 328/1.maddesine göre de; “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de gözönünde bulundurulur” (TMK. 330/1).
İştirak nafakasının; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü ile genel ihtiyaçlarına uygun olarak ana babanın mali durumları da gözetilmek suretiyle takdiri gerekir.
Somut olayda, davacı-karşı davalının yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasında, mali müşavir olduğu, aylık 2.000 TL geliri bulunduğu, yeniden evli olup üç yaşında bir kızı daha olduğu, davalı-karşı davacının ise dava açıldığı tarihte geçici işçi olarak belediyede çalıştığı, asgari ücret aldığı, 31.12.2015 tarihi itibari ile işine son verildiği, dava sırasında yeniden evlendiği, müşterek çocuğun 2012 doğumlu olduğu anlaşılmaktadır.
Müşterek çocuk için yaklaşık 2 yıl önce takdir edilen iştirak nafakasının, bu davanın açıldığı tarih itibariyle, çocuğun büyümesi ve ihtiyaçlarının artması nedeniyle tarafların mali ve sosyal durumlarına göre düşük kaldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, ekonomik göstergelerdeki değişim ile TÜİK’in yayınladığı ÜFE artış oranı ve nafaka yükümlüsünün (davalı babanın) gelir durumu nazara alınarak iştirak nafakasının TMK.4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir miktarda artırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.