Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/5836 E. 2016/8184 K. 25.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5836
KARAR NO : 2016/8184
KARAR TARİHİ : 25.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların, davalılardan … ile … sahibi …’in bilgisi ve oluru ile …simli işletmeyi ortak olarak çalıştırmak üzere anlaşmaya vardıklarını, anlaşma gereğince … işletmesinin %66 hissesinin 60.000,00 TL karşılığında müvekkillerine ait olması konusunda … ile anlaşarak mutabık kalındığını ve bu anlaşmaya diğer muhatap davalı …’in işletmenin sahibi oluşu sebebi ile muvafakat verdiğini, sözleşmeye göre 10/02/2011 ile 05/10/2011 tarihleri arasında ödenmesi gereken paranın 28.000,00 TL’sinin …’e nakden ödendiğini, bu ödemenin de …’in bilgisi dahilinde yapıldığını, kalan 32.000,00 TL’sinin de 2011 yılından itibaren 3 yıl içinde ödenmesi konusunda tarafların mutabakatının mevcut olduğunu, müvekkillerinin …’de çalıştıkları süre içerisinde cafe’nin geliştirilmesi, güzelleştirilmesi ve çalıştırılması için 46.251,00 TL harcamada bulunduklarını, …’e de ödenen 28.000,00 TL ile yaptıkları harcamaların 74.251,00 TL’ye ulaştığını, yapılan inşaatların, satın almaların ve de ödemelerin bu paraların sarfını yapan …’in bilgisi dahilinde ve de …’in bizzat teslim ve tesellümü ile gerçekleştiğini, sonradan müvekkillerinin kusuru olmadan davalıların ortaklığı bozduklarını ve vekil edenlerin bu ortaklık nedeni ile yapmış oldukları masrafları ve de nakit ödemeleri geri iade etmediklerini ileri sürerek, müvekkillerinin hakkı olan 74.251,00 TL’nin ihtar tarihi olan 01/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı …, davayı kabul etmediğini belirtmiştir.
Davalı …; davacıların dava konusu işletmeye 25.000TL sermaye getirdiğini, 9.000TL’sini kendisinin kullandığını, geri kalan miktar ile işletmeye eşyaların alındığını, 25.000TL’lik kısım açısından davayı kabul ettiğini belirtmiştir.
Mahkemece, yapılan 11.03.2013 tarihli keşifte, tarafların davaya konu alacak kalemlerinden olan çam ağacı bedeli konusunda anlaşmaya vardıkları ve ağaç bedeli olarak 2.100 TL nin davalılarca ödeneceğinin kabul edildiğinin anlaşıldığı, davalı …’ un davacıdan 25.000 TL yi aldığını kabul ettiği ve bunun 9.000 TL sini kendi işleri için kullandığını belirttiği, 9.000 TL tutarındaki miktardan yalnızca davalı …’ un sorumlu olması gerektiği, 25.000 TL den geriye kalan 16.000 TL ile 22.705 TL’ den ( 441 TL züccaciye bedeli, 2.100 TL taraflar arasındaki anlaşma doğrultusunda ağaç bedeli, 14.500 TL inşaat bedeli ve 5.664 TL eşya bedeli) ise davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 9.000 TL nin ihtar tarihi olan 01/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalı …’dan tahsili ile davacılara verilmesine, 38.705 TL nin ihtar tarihi olan 01/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı …nun 33.maddesi ve 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı YİBK’na göre olayları izah taraflara, kanunları resen uygulamak ve dolayısıyla hukuki nitelendirmede bulunmak hakime ait bir görevdir.
Davacılar ile davalı … arasında, davalı …’e ait işletmenin işletilmesi hususunda adi ortaklık kurulduğu anlaşılmaktadır. Davacılar ile davalı … arasındaki uyuşmazlığın adi ortaklık hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
Davalı … ise, davacılar ve davalı … arasında yapılan adi ortaklık sözleşmesinin tarafı olmamakla birlikte söz konusu adi ortaklığa konu işletmenin sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Somut uyuşmazlıkta davalı …’in sorumluluğu, davacıların işletmeye yaptığı imalatlar nedeniyle sebepsiz zenginleşip zenginleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece, davalı … ve davacılar arasındaki adi ortaklık ilişkisi nedeni ile tarafların sorumluluklarının ve davalı …’in işletmenin sahibi oluşu nedeniyle sorumluluğunun ayrı ayrı hukuki sebeplere dayandığı anlaşıldığından, davalıların somut uyuşmazlıkta yükümlülükleri farklı açılardan değerlendirme konusu yapılmalıdır.
Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.)
Adi ortaklık ilişkisi, TBK’nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; “Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.”.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise “Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.” hükmü yer almaktadır.
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK’ nun 642. md.)
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; “Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.” hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, adi ortaklık sözleşmesi incelenerek, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK’nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK’nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Bu durumda, davacılar ile davalı … arasında geçerli bir adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu, davacıların da sermaye payını ve işletmeye yaptıkları masrafları istedikleri anlaşıldığından uyuşmazlığın yukarıda açıklanan sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken, davalı … yönünden ise sebepsiz zenginleşme hükümlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması ve sonucu dairesinde hüküm tesisi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.