YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6129
KARAR NO : 2016/6048
KARAR TARİHİ : 19.04.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın görev yönünden reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müteahhit olan davalı ile müvekkillinin, dava dışı üçüncü kişi ile birlikte üç ortak olarak bir inşaat (bina) yaptıklarını, inşaatın tüm gelir ve gider hesaplarının davalı ortak tarafından tutulduğunu, inşaatın tamamlanmasıyla birlikte ortaklığın sona erdiğini, yapılan kâr hesabına göre her üç ortağın payına düşen gelirin belirlendiğini ve buna göre müvekkilinin 31.800,00 TL alacağı kaldığını, ancak bu alacağın davalı tarafça müvekkiline ödenmediğini belirterek 31.800,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir ticari işten değil, ortaklar arasındaki adi alacak isteminden kaynaklandığını, müvekkilinin ortak yapılan inşaata davacının ödediği bedelden çok daha fazla masraf yaptığını, bu ödemelerin davacının iddia ettiği alacaktan mahsup edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, ortak olan tarafların ihtilaf tarihinde tacir olduğu ve ticari faaliyet sonucu ortak olarak yapılan inşaatta kâr paylaşımına ilişkin bakiye alacak talebini içeren işbu davaya bakma görevinin asliye ticaret mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ortak olarak üstlenilen inşaat yapım işinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Temyiz istemine konu iş bu dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra, 25.03.2014 tarihinde açılmıştır.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.
Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 Sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re’sen incelenir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosyada mevcut ticaret sicili belgelerine göre, ortak olan taraflar arasında üstlenilen inşaat yapım işinin gerçekleştiği tarihte, taraflardan yalnızca müteahhit olan davalının tacir olduğu, davacının tacir sıfatının bulunmadığı, diğer bir söyleyiş ile bu işin her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili bir iş olmadığı ve bu kapsamda somut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, mahkemece; tarafların delilleri toplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.