Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/7595 E. 2016/11886 K. 20.10.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/7595
KARAR NO : 2016/11886
KARAR TARİHİ : 20.10.2016

MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki iştirak nafakasının artırımı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; tarafların 7. Aile Mahkemesinin 2011/1033 Esas 2012/1912 Karar sayılı kararı ile boşandıklarını, 2006 doğumlu müşterek çocuk ….l’ in velayetinin müvekkiline bırakıldığını ve müşterek çocuk için 800,00 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini; 2012 yılında hükmedilen 800,00TL’nin müşterek çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini, müşterek çocuğun koleje devam ettiğini, servis kullandığını ileri sürerek; daha önce hükmedilen nafakanın aylık 2.000,00TL ye çıkartılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin iştirak nafakasını düzenli olarak icra kanalıyla ödediğini, çocuğun nafaka dışındaki ihtiyaçlarını da karşıladığını; boşanma aşamasında müvekkilinin …’a yerleştiğini ve çalıştığı yer tarafından ödenen kira yardımının kesildiğini, yabancı dil tazminatının da 22.11.2014 ten itibaren kesileceğini, müvekkilinin en son 5.711,28 TL maaş aldığını; davacının çalıştığını ve aylık en az 3.000 TL geliri olduğunu, davacının aylık maaşı, ek ders ve sınav gözetmenlik ücretleri dikkate alındığında müvekkiline yakın bir maaş aldığını; davacıya 2014 yılında maddi-manevi tazminat,mal tasfiyesi adı altında ödenen 57.910,92 TL’nin müvekkilini maddi anlamda yıprattığını, davacının maddi durumunda müvekkilinin aksine artış meydana geldiğini, boşanma kararının 27.01.2014 tarihinde kesinleştiğini, aradan henüz bir yıllık süre dahi geçmeden eldeki davanın açıldığını, talebin fahiş olduğunu savunarak; davanın reddini ve nafakanın her yıl TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranlarına göre artırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, iştirak nafakasının dava tarihinden itibaren 1.000 TL’ye yükseltilmesine, nafakanın gelecek yıllarda ÜFE-TÜFE oranlarında artırılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
TMK.’nın 182/2 maddesinde; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.
Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür. Diğer taraftan iştirak nafakası belirlenirken ana ve babanın ekonomik durumları gözönünde tutulmakla birlikte velayet hakkı kendisine tevdi olunmuş tarafın bu görev nedeniyle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamaların da dikkate alınması zorunludur. Ne var ki, nafaka miktarının belirlenmesine esas alınması gereken giderlerinin makul sınırlar içinde kalmasına özen gösterilmesi ve velayet kendisine bırakılmayan tarafın ağır yükümlülüklere maruz bırakılmaması da gerekmektedir.
Mahkemece, nafaka takdir edilirken; çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçlarının yanında, ana-babanın gelir durumu da gözetilmeli ve nafaka yükümlüsünün (babanın) gelir durumu ile orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun bir nafakaya hükmedilmelidir.
Somut olayda, dosyadaki bilgi ve belgelerden; tarafların, 26.12.2012 tarihli karar ile boşandıkları,2006 doğumlu müşterek çocuğun velayetinin anneye verildiği, karar ile müşterek çocuk lehine 800 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsiline karar verildiği,kararın temyiz edilmesi sonucunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.01.2014 tarih ve 2013/8658 E.2014/1434 K. sayılı ilamı ile onanmasına karar verildiği, hükmün 14.03.2014 tarihinde kesinleştiği; davacı kadının öğretmen olduğu, 2.300 TL civarında maaş aldığı, annesine ait evde kira vermeden oturduğu, 2000 model… marka otomobili olduğu, müşterek çocuğun … koleji ilkokul 4. sınıf öğrencisi olduğu; davalı babanın ise, … Bilgi işlemde çalıştığı, aylık 5.000 TL gelirinin bulunduğu, babasına ait evde kira vermeden oturduğu, 2004 model… marka otomobili olduğu anlaşılmaktadır.
Dosya içerisine alınan belgelerden, davacının 2014/8. dönemi maaş bordrosunda 2.355,3 TL, 2015/1-10 aylarında 2.444,9 TL ile 2.650,57 TL arasında maaş aldığı, bu dönem içinde 276,51 TL ile 692,15 TL arasında değişen miktarda ek ders ücreti aldığı; davalının ise, 2014 yılı içerisinde almış olduğu maaş, ikramiye, net ödeme, performans primi, temettü, ödeme farkı ve sözleşme farkı ödemeleri dikkate alındığında aylık ortalama 11.538,20 TL geliri olduğu görülmüştür.
Nafaka artırım davasının açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmadığı gibi, her dava açıldığı tarihe göre değerlendirilmelidir. Tarafların 26.12.2012 tarihinde boşandıkları, boşanma kararının iştirak nafakası yönünden 14.03.2014 tarihinde kesinleştiği, iş bu nafaka artırım davasının ise 01.10.2014 tarihinde açıldığı görülmüş olup, nafakanın takdir edildiği tarihten itibaren eldeki dava arasında geçen süre içerisinde müşterek çocuğun yaşı ve eğitim durumu dikkate alındığında ihtiyaçlarının da doğal olarak arttığının kabulü gerekmektedir.
Hal böyle olunca, davaya konu nafakanın niteliği, tarafların boşanmaları ve nafaka takdiri sonrasında aradan geçen süre, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçlarındaki artış, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafaka yükümlüsü davalı babanın ekonomik durumu ve ödeme koşulları hep birlikte, dikkate alındığında takdir edilen ve artırılan nafaka miktarı azdır. Mahkemece; TMK.nun 4.maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesine uygun bir şekilde nafakanın artırımına gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde az miktarda iştirak nafakası takdiri isabetli olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 20.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.