YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10009
KARAR NO : 2021/2254
KARAR TARİHİ : 03.03.2021
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ … HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı … ile kardeş olduklarını, annelerine ait arsanın milli emlak kayıtlarına geçirildiğini, buna karşılık olarak da küçük bir arsanın annelerine verildiğini, tahsisli yer karşılığı verilen annelerine ait bu arsanın satılarak, arsa bedelinin kendisi, davalı ve dava dışı abisi Yaşar arasında paylaştırıldığını, Hazineye geçirilen arsalarının da ihale ile satışa çıkarılması üzerine, ihaleye girip arsanın satın alınmasına karar verildiğini, ancak paralarının yetmemesi üzerine komşuları … ile ortak olarak arsanın satın alınmasının kararlaştırıldığını, komşuları …’un ihaleye katıldığını ve arsanın … adına kaydedildiğini, komşularına bakiye kalan satış bedelinin de ödenmesinin ardından taşınmazın aile büyüğü olan davalı abisi ….adına kaydedildiğini, ancak bu yerde kendisinin de hak sahibi olduğunu, üç kardeş olarak arsa üzerinde bina yapılması için
müteahhitle konuşulduğunu ve 3 daire (kardeşler … ve davacı … için birer tane olmak üzere) ile bir miktar paranın verilmesi hususunda anlaşmaya varıldığını, taşınmazın davalı abisi … üzerine kayıtlı olması nedeni ile noterde yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin davalı … ile müteahhit arasında yapıldığını, inşaat tamamlandıktan sonra dairelerin davalı … adına kaydedildiğini, ancak davalı tarafından kendisine ait olması kararlaştırılan dairenin tapuda kendisine devir edilmediği gibi, davalı … tarafından başkasına satıldığını, kendisine verilecek dairenin satış bedeli olarak 190.000,00 TL’nin davalıdan tahsili amacıyla Yalova İcra Müdürlüğü’nün 2015/1663 sayılı dosyası ile yapılan takibe davalının haksız itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı …; annelerine ait olan arsanın satılıp üç kardeş arasında satış bedelinin paylaştırıldığını, davaya konu arsanın ise ihale yoluyla komşusu … ile ortak olarak satın alındığını, bu arsanın satın alınma sürecine davacının katkısı olmadığını, daha sonra da arsa üzerinde müteahhitle anlaşarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, sözleşme sonunda dairelerin adına tescil edildiğini, davacının iddiasının haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. Yargılama sırasında davalı …’ın vefat etmesi üzerine mirasçıları olarak annesi ve kardeşleri davaya dahil edilmiştir. Davalı mirasçılardan anne …, kendisi yaşadığı sürece miras payından söz edilemeyeceğini, davacıya bağışlanan bir arsa bedelinin olmadığını belirtmiş, diğer davalı kardeşler ise; annelerine verilen arsanın satılarak kardeşler arasında paylaştırıldığını, her kardeşin kendi payını aldığını, davacının kat karşılığı inşaat sözleşmesine bir katkısı olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemişlerdir.
İlk derece mahkemesince, tapuda yapılan resmi işlemlere karşı davacı tarafça iddiasını kanıtlayacak resmi senet ve belge sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, davacı ile davalı kardeş olduğu için HUMK’un 293/1 maddesi (HMK 203/1-a maddesi) gereğince tanık dinlenebileceği, ilk derece mahkemesince taraf tanıklarının da dinlenildiği, ancak davalı olan anne …’ın mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde, bu iddiaları kabul etmediği, kendisi yaşadığı için terekeden söz edilemeyeceğini bildirdiği, söz konusu daireye ait bu arsa bedelinin bir kısmının, anne tarafından davacıya bağışlanmadığı gibi, verilmediği hususunun da açıklığa kavuştuğu, davacının daire bedelinin kaynağı yönündeki iddiasının bu yönüyle ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, kardeş olan davacı ve davalı … arasındaki sözlü taşınmaz satışına ilişkin sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkindir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Somut olayda, davacı; annesine ait olan arsanın satılmasıyla kendisine verilen paranın, davaya konu ihale ile satın alınan arsanın alınması sırasında kullanıldığını, daha sonra bu arsa üzerinde yapılan inşaat için davalı … ve dava dışı abisi Yaşar ile birlikte müteahhitle görüşüldüğünü, her kardeşe bir daire düşecek şeklinde anlaştıklarını, ancak taşınmazın aile büyüğü olduğu için davalı … adına kaydedildiğini belirtmiş, davalı … tarafından kendisine ait olan dairenin tarafına tescilinin sağlanmadığı gibi bedelinin de verilmediğini iddia etmiştir. Davalı … cevap dilekçesindeki beyanlarında, anneye ait arsa bedelinin kardeşler arasında paylaştırıldığını doğrulamış ancak ihale ile satın alınan yere davacının bir katkısı bulunmadığını savunmuştur. Bu noktada uyuşmazlık, davacının davaya konu arsanın satın alınması için para verip vermediği noktasındadır. Davacı, iddiasının ispatı için tanık deliline dayanmıştır. Davacı ve davalının kardeş olması nedeni ile HMK’nın 203/1-a bendi uyarınca tanık dinlenebileceği hususu da tartışmasızdır.
Davacı tanığı … beyanında; ihaleden önce …ve annelerinin davaya konu arsanın yarı yarıya ortak alınması konusunda kendisiyle konuştuklarını, kendisinin de kabul ettiğini, taşınmazın yarı parasını peyder pey davalı …, anneleri, bazen üç kardeş birlikte verdiklerini, tapuyu eşit bir şekilde almaları konusunda kardeşleri uyardığını, ancak sorun çıkmayacağını belirtmeleri üzerine tapuyu … adına devrettiğini, bu yeri daha sonra mütahite verdiklerini duyduğunu, ondan sonra da aralarında sorunlar başladığını, mütahitten 3 daire ve üzerine de bir miktar para alacaklarını konuştuklarını, bina bittikten sonra …’ın daire aldığını görmediğini belirtmiştir. Yine müteahhit olan davacı tanığı … ise; …, … ve …’ın yanına geldiğini, ifraz edilen arsanın …’ın üzerine olduğu için noterden kat karşılığı inşaat sözleşmesinin düzenlendiğini, 3 bağımsız daire ve 40.000 TL para vereceğini kararlaştırdıklarını, paranın 10.000 TL’sini …’a, 10.000 TL’sini …’a, 20.000 TL’sini de …’a verdiğini, sözlü olarak 6 nolu bağımsız bölümü …, 3 nolu bağımsız bölümü …’a , 2 nolu bağımsız bölümü de …’a vermek üzere konuşup anlaştıklarını beyan etmiştir.
Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Dosyada tanıkların gerçek olmayan olayları gerçekmiş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu yoktur. Özellikle, davaya konu arsanın satın alınma sürecinde yer alan komşu … ve yine daire paylaşımı konusunda bilgi sahibi olan müteahhit …’nin beyanları ile tüm davacı tanıklarının anlatımlarının birbiriyle tutarlı olduğu, davacının iddiasını da desteklediği açıktır. O halde, davacı tanıkların sözlerine değer vermek gerekir. Buna göre, dinlenen tanıkların beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde, davacının dairelerden birinin kendisine ait olduğuna yönelik iddiasını ispat ettiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, ilk derece mahkemesince iddianın tanık delili ile ispatlanamayacağı belirtilmiş, bölge adliye mahkemesince ise somut olayda tanıkların dinlenebileceği tespit edildikten sonra tanık beyanları değerlendirilmemiş, davada taraf olan davalı anne …’ın beyanlarına üstünlük tanınarak davanın reddine karar verilmiştir.
O halde mahkemece, öncelikle davacıya ait olması kararlaştırılan dairenin ve bedelinin tespiti ile davacı tarafça talep edilen daire bedeli yönünden karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kuruılması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 03/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.