Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/10102 E. 2021/2693 K. 15.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10102
KARAR NO : 2021/2693
KARAR TARİHİ : 15.03.2021

MAHKEMESİ : …. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı ve katılma yoluyla davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; iş yerinin davalı tarafından kiralandığını, davalının bir takım tadilatları yaparken imara aykırı değişiklikler yaptığını ve ruhsat alımında sıkıntı yaşadığını, belediye tarafından davalıya 1.762,62-TL idari para cezası uygulandığını, davalının kira sözleşmesini 12/07/2012 tarihli noter ihtarı ile feshettiğini bildirdiğini, cevabi ihtar ile feshi kabul etmediklerini ve zararın davalıya ait olduğunu belirttiklerini, davalı tarafından yapılıp eski hale getirilmeyen tadilatlar ve uğranılan zarar bakımından mahkeme aracılığıyla yaptırılan tespit neticesinde alınan bilirkişi raporuna göre 26.493,00 TL eski hale getirme masrafı hesaplandığını, davalının 15/02/2012-15/03/2013 arasındaki dönem kira borcunu da ödemediğini ve tek taraflı fesih geçerli olmayacağından, kiralananın boş kalması-yeniden kiraya verilememesi nedeniyle davalının işleyecek kira bedelinden de sorumlu olduğunu belirterek toplam 39.144,00 TL birikmiş kira borcunun, 26.493,00-TL eski hale getirme masrafının ve şimdilik 1.000 TL işleyecek kira borcunun ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 21.09.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile 2 aylık makul süre kira bedeli 7.292,00 TL’nin de fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı; sözleşmeye aykırı hiç bir yapı veya eklenti inşa etmediklerini, yapılan tadilatın taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak yapıldığını, imara aykırı yapılıp idari para cezasına konu olan çıkmayı davacının yaptığını, bu imara aykırı inşai faaliyetler için gereken izin ve ruhsattan alınmadığı için mecurun belediye tarafından mühürlendiğini, ihtarname ile davacıya taşınmazın ruhsat ve izinleri alınarak taraflarına teslim edilmesi için 15 gün süre verildiğini, mühürlenen mecurun tekrar açılarak faaliyete geçememesi durumunda kira sözleşmesinin sözleşmeye aykırı davranış sebebiyle haklı nedenle feshedileceğinin de ihtar edildiğini, davacının imara aykırı olarak yaptığı genişleme çalışmaları ve üst katta yapılan çıkma nedeniyle işyeri açma ve çalışma ruhsatı alamadıklarını, 12.07.2012 tarihli ihtarname ile; ihtarlara rağmen idareden alınması gereken izin ve ruhsatların alınmaması neticesinde sözleşmenin feshedildiğinin, 23.07.2012 tarihinde tahliye edileceğinin ve anahtarların teslimi için hazır bulunulmasının ihbar ve ihtar edildiğini, davacının gelmemesi üzerine anahtarların teslim edilemediğine dair tutanak tutulduğunu, daha sonra davacının oğluna anahtarın ve mecurun tutanak ile teslim edildiğini belirterek davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; davalının tacir olması sebebiyle basiretli davranmakla yükümlü olduğu, anahtar teslimi konusunda ihtilaf bulunduğundan Gebze 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/3 D.iş sayılı dosyası ile 03.09.2012 tarihinde yapılan tespit itibariyle taşınmazın davacının fiili hakimiyetine geçtiğinin kabulü gerekeceği, kira alacağı bakımından; davalı kiracının 15.02.2012 – 03.09.2012 tarihleri arası kira borcundan sorumlu olduğu, işleyecek kira alacağı talebi bakımından henüz muaccel olmamış kira bedellerinin talep edilemeyeceği, eski hale getirme masrafı talebi bakımından; davacının talebi üzerine yapılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun davacıya 07.11.2012 tarihinde tebliğ edildiği, davanın 18.03.2013 tarihinde açıldığı, aradaki 4 aylık sürede kirayaverenin eksiklikleri bildirmesi için gereken makul süreyi aştığı, dolayısıyla eski hale getirme masrafı talep edemeyeceği, makul süre tazinatı talebi bakımından ise; davacının 21.09.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep etmediği 2 aylık makul süre kira bedeli olan 7.292,00 TL’nin ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep ettiği, davalının ise 29.09.2017 tarihli dilekçesi ile ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunduğu, TBK’nun 147. maddesi gereğince kira bedelleri, ana para faizleri ve diğer dönemsel edimler için 5 yıllık zamanaşımı uygulanacağı, 03.09.2012 tarihinde doğan makul süre kira alacağına ilişkin istemin ıslah tarihinden önce zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 19.900,00 TL kira alacağının aylık ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek ticari avans faizi ile bilirkte davalıdan alınarak davacıya verilmesie, diğer istemlerinin ise reddine karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; anahtarların davacıya usulüne uygun teslim edilmediği, mahkemece mecurun 03/09/2012 tarihinde davacının fiili hakimiyetine geçtiği yönündeki kabulünün ve bu tarihe kadar davalının kira bedellerinden sorumlu tutulmasının yerinde olduğu, davalının ruhsat alamadığı, kiralananı kullanamadığı, davacıya bu hususun ihtarname ile bildirildiği, sözleşmenin hususi şartlar 2. maddesinde öngörülen 1 aylık ihtar süresine uyulduğu, davalının sözleşme feshinde haklı olduğu, bu nedenle makul süre kira bedelinden sorumlu olmadığı, davalı kiracıya davacı tarafından hasar bildiriminde bulunulduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle tarafların istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-İstinaf kanun yolu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 341 ve devamındaki maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun bölge adliye mahkemesince duruşma yapılmadan verilebilecek kararları düzenleyen 353/b-2 hükmüne göre “yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise” bölge adliye mahkemesince düzelterek yeniden esas hakkında karar verilir. Buna göre bahsi geçen kanun hükmü gereğince bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle doğru görülse de kararın gerekçesinde hata edildiği tespit edildiği takdirde yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince; davacının makul süre tazminat talebi zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, eski hale getirme bedeli talebi ise tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun davacıya 07.11.2012 tarihinde tebliğ edilip davanın 18.03.2013 tarihinde açılması sebebiyle 4 aylık sürede kirayaverenin eksiklikleri bildirmesi için gereken makul süreyi aştığı gerekçesiyle reddedilmiş, sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı konusunda da bir değerlendirme yapılmamıştır. Bölge adliye mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sırasında makul süre tazminat talebi bakımından yapılan değerlendirmede; davalının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu, kira sözlşemesi gereğince 1 ay önceden fesih ihtarı şartına uyulduğu, eski hale getirme bedeli bakımından yapılan değerlendirmede ise; davalının davacıya hasar bildiriminde bulunduğunu ispatlayamadığı gerekçe gösterilerek tarafların istinaf talepleri reddedilmiştir. Bu durumda bölge adliye mahkemesince HMK’nın 353-b-2 hükmü gözetilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK’nın 371 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle tarafların temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK’nın 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 15/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.