YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/12304
KARAR NO : 2021/10027
KARAR TARİHİ : 13.10.2021
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasında birleştirilerek görülen bankacılık işleminin iptali ve alacak davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; 21/08/2009 tarihli sözleşme ile davalı bankadan 60 ay vadeli 62.000 TL bedelli konut kredisi kullandığını, 11/01/2012 tarihinde 11.000 TL ön ödeme ile kredi süresini kısaltmak için yapılandırma yaptığını, ancak banka şubesinden aldığı yapılandırma takip çizelgesinde daha önce ödemekte olduğu %1,07 oranındaki kredi faizinin %1,68 oranına çıkarıldığını fark ettiğini ileri sürerek yeniden yapılandırma sonucu arttırılan faiz oranının kaldırılarak kredinin eski faiz oranında devam ettirilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın kabulüne, davacının 11/01/2012 tarihinde erken ödeme yapmak suretiyle gerçekleştirdiği konut kredisi yapılandırması sırasında %1,68 oranında artırılan kredi faiz oranının ortadan kaldırılarak, kredinin faiz oranının eski faiz oranı üzerinden devam edecek şekilde yeniden yapılandırılmasına dair verilen karar, davalı tarafın temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 02/07/2014 tarihli ve 2014/5766 Esas 2014/22574 Karar sayılı kararıyla; “…Davacının, hukuken kendisine tanınan hak çerçevesinde borcunun yapılandırılmasını ve kendisine uygulanmasını istediği faiz oranına göre işlem yapılmasını talep ettikten ve talebi doğrultusunda işlem yapıldıktan sonra dönüp yeniden kendi istediği faiz oranının fahiş olduğu iddiası ile lehine hak doğmasını sağlamaya çalışması az yukarıda açıklandığı şekilde hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmesi gerekir. Hal böyle olunca davacının talebinin haklı olmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle davanın kabulüne dair yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma kararı sonrası birleşen davada ise davacı; asıl davaya konu konut kredisinin yapılandırılması sırasında arttırılan faiz oranı nedeniyle, fazladan ödemiş olduğu faiz bedelinin iadesini talep etmiştir.
Mahkemece, önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiş; direnme kararı, davalı tarafın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27/06/2019 tarihli ve 2017/13-596 Esas 2019/794 Karar sayılı kararıyla “…Yerel Mahkemece direnme kararının verildiği son celse, kısa kararda sadece ‘davanın kabulüne’ denilmekle yetinilmişken gerekçeli kararın hüküm fıkrasında kısa karardan farklı olarak ‘Davanın kabulüne, davacının 11/01/2012 tarihinde erken ödeme yapmak suretiyle gerçekleştirdiği konut kredisi yapılandırması sırasında %1,68 oranında arttırılan kredi faiz oranının ortadan kaldırılarak, kredi faiz oranının eski faiz oranı üzerinden devam edecek şekilde yeniden yapılandırılmasına’ denilmek suretiyle kısa kararla hüküm fıkrası arasında usule aykırı şekilde farklılık yaratıldığı gibi, kararın hüküm fıkrasında hangi faiz oranının uygulanması gerektiğinin açıkça gösterilmeyerek infazda tereddüt, muğlâklık oluşturulması ve hüküm fıkrasında eski faiz oranı üzerinden devamına denilmesine rağmen gerekçede ’11/01/2012 tarihinde geçerli akdi faizi uygulaması gerekirken’ şeklindeki açıklama ile kendi içerisinde de çelişir şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Hâl böyle olunca direnme hükmünün salt usuli bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir… ” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1) Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 429. maddesi hükmüne göre; hâkim, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine tarafları duruşmaya çağırıp dinledikten sonra bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.
Mahkemece direnme kararı verilmekle bir taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağından ilk kararın aksine bir karar vermek usuli kazanılmış hakkın ihlali anlamına gelir.
Somut olayda, mahkemece asıl davada direnme kararı verilmiş; direnme kararı, kendi içerisinde çeliştiği gerekçesiyle Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulmuştur. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş; asıl davada direnme kararı davanın kabulü yönünde olmakla Hukuk Genel Kurulu tarafından tespit edilen usul hatalarının giderilmesi suretiyle direnme kararına uygun olacak şekilde hüküm kurmaktır.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece asıl davada direnme kararı verilmekle davacı lehine gerçekleşen usuli kazanılmış hak nazara alınarak asıl davanın kabulüne, birleşen davanın da asıl dava ile irtibatlı olduğu hususu değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, asıl davadaki direnme hükmüne rağmen ilk karardan dönülüp “ret” kararı verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2) Bozma nedenine göre, davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan