YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4139
KARAR NO : 2021/12670
KARAR TARİHİ : 08.12.2021
MAHKEMESİ : MERSİN 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde birleştirilerek görülen ipoteğin kaldırılması ve menfi tespit davalarının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalının vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararın, süresi içinde davacı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Asıl davada davacı …; konut kredisi kullanıldığı için üzerinde ipotek tesis edilmiş olan mesken niteliğindeki taşınmazı 08/11/2013 tarihinde dava dışı 3. kişiden satın aldığını, kalan konut kredisi taksitlerinin tamamını ödediğinden dayanaksız kalan, ipotek şerhinin kaldırılması için davalı bankaya başvurulduğunu, ancak dava dışı …’in bankaya daha başka da kredi borçları olduğu ve dava konusu taşınmazın o borçlar için de teminat oluşturduğundan bahisle şerhin kaldırılmadığını, tapu kaydında konut kredisinden kaynaklanan ipotek dışında başka bir şerhin bulunmadığını, tapu sicilinden anlaşılamayan kayıtlardan sorumlu olamayacağını ileri sürerek banka borcu ödenmiş olduğundan ipotek şerhinin kaldırılmasına karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında dava konusu taşınmazı devralan … davaya dahil edilmiştir.
Birleşen davada davacı …; dava konusu taşınmazı 09/10/2017 tarihinde satın aldığını, taşınmaza ilişkin Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2017/22825 Esas sayılı
dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, ipoteğe konu borcun ödendiğini ileri sürerek; takibe konu genel kredi sözleşmesi dolayısıyla ilk malikin kefili olduğu borcun borçlusu olmadığının tespiti ile takibin iptaline karar verilmesini dilemiştir.
Davalı asıl ve birleşen davada; dava konusu taşınmaz üzerindeki ipoteğin belli bir krediye özgülenmediğini, dava dışı borçlunun kullandığı kredilerden herhangi birinin ödenmiş olmasının ipoteği sona erdirmeyeceğini, ipotek resmi senedinin 1. maddesi gereğince borçlunun sorumluluğunun devam ettiğini savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı … yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, davacı … yönünden davanın kabulü ile dava konusu bağımsız bölüm üzerinde kurulan ipoteğin fekkine, birleşen dosyada davacı …’nın borçlu olmadığının tespiti ile Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2017/22825 sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin iptaline karar verilmiş; karar, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; taşınmaz üzerine konan ipoteğin sadece konut kredisinin teminatı olmadığı, taşınmazı davacı …’ye satan önceki malik …’in sorumlu olduğu ticari kredilerin de teminatı olan ve 900.000TL bedelli üst limit ipoteği olduğu, borç devam ettiğinden ipoteğin kaldırılmasının istenemeyeceği, davacının sorumlu olduğu üst limit 900.000TL olduğundan birleşen davaya konu Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2017/22825 Esas sayılı takip dosyasında 900.000TL borçtan sorumlu olduğu, takibin de bu miktar üzerinden başlatılmış olduğu gerekçeleriyle, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş olup, anılan kanun maddesinde; “Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır. Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür” denilmiştir.
Dava konusu dayanak kredi sözleşmesinin konut kredisinden kaynaklandığı hususu ihtilaf konusu olmayıp, yargılama sırasında davalı tarafından mahkemeye hitaben sunulan 01/08/2018 tarihli dilekçe ile de bu husus ayrıca ve açıkça kabul edilmiştir. Bu durumda, dava dışı … tarafından 25/07/2011 tarihinde imzalanan konut finansmanı (mortgage) kredisi sözleşmesinin ”Teminat Bilgileri” başlıklı 14. maddesinde yer alan “Müşteri, gerek bu sözleşmeden gerekse bankayla imzalamış olduğu başka sözleşmelerden ve/veya herhangi bir nedenden doğmuş veya doğacak her türlü vergi, resim, harç, icra ve yargılama giderleri, masraflar ve bu sözleşme gereğince bankaya borçlu olduğu tüm tutarların teminatı olarak; özellikleri 27. maddede yazılı olarak belirtilen gayrimenkulü, mütemmim cüzü ve teferruatı ile birlikte, bankanın belirleyeceği tutar üzerinden 1. derece, 1.
sırada bankanın tercihine bağlı olarak anapara ya da üst sınır ipoteği tesisini kabul ve taahhüt eder.” düzenlemesi ve tapu müdürlüğünce düzenlenmiş olan 25/07/2011 tarihli ve 14974 yevmiye numaralı ipotek senedinin ”Sözleşme Şartları ” başlıklı bölümün 1. maddesinde yer alan “ …..doğmuş ve doğacak diğer bütün borçlardan ve sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, kanun gibi diğer her türlü sebeplerden bankanın merkez ve şubelerine karşı doğmuş ve doğacak tüm borçlarının 900.000TL’sına kadar olan alacakları taşınmazın teminatı olarak bankaya 1. derecede , fekki bankadan bildirilinceye kadar süresiz olarak ipotek etmeyi kabul ettiği” düzenlemesi, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında haksız şart niteliğindedir.
Bu itibarla; bölge adliye mahkemesince; dava konusu ipoteğin üzerinde bulunduğu taşınmaza ilişkin, dava dışı … tarafından davalı bankadan çekilen konut kredisine ait borcun ödenmek suretiyle kapatılmış olduğu nazara alınarak, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile asıl ve birleşen davacı …’nın açtığı davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, harçtan muaf olmasına rağmen davacıdan peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde iadesine, dosyanın aynı Kanun’un 37312 maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 08/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.