Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2021/4540 E. 2021/11820 K. 23.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4540
KARAR NO : 2021/11820
KARAR TARİHİ : 23.11.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; … Eczanesinin sahibi ve mesul müdürü olduğunu, davalı kurumun 20/01/2014 tarihli yazısına istinaden, 2009 yılı Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokolün (6.3.3.), (6.3.10.) maddeleri ile 2012 yılı protokolünün (5.3.5.) maddesi uyarınca hakedişlerinden toplam 55.803,35 TL tutarında kesinti yapıldığını, davalı kuruma fatura edilen reçete muhteviyatı ilaçların tamamının hasta veya hasta yakınına teslim edildiğini, kurum müfettişlerince ifadelerine başvurulan hastaların beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, kurum işleminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; 55.803,35 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; davaya konu kurum işleminin mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davaya konu 05/08/2013 tarihli müfettiş raporu dikkate alındığında, davacının imzalamış olduğu ilgili protokol maddelerine aykırı davrandığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar, davacının temyizi üzerine; Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 05/12/2017 tarihli ve 2015/30703 E. 2017/12128 K. sayılı kararıyla; “…Davacıya ait eczaneye uygulanan cezai işlemde 05/08/2013 tarihli raporda adları geçen hastalar mahkemece tanık olarak dinlenmemiş, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu dosyadaki mevcut belgeleri yeterli değerlendirmediği gibi 2009 ve sonrasında çıkartılan protokoller de değerlendirilmemiştir. Bilirkişi raporu bu haliyle hükme esas alınamaz.
O halde, davalı kurum tarafından düzenlenen 05/08/2013 tarihli raporda adları geçen hastaların tamamının tanık olarak beyanları alınıp, 2009 ve sonrasında çıkartılan protokoller dikkate alınarak, alanlarında uzman üç kişilik yeni bilirkişi heyetine dosyanın tevdi ile taraf ve yargı denetimine esas bilirkişi raporunun tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyan mahkemece; 30/12/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınarak, davalı kurum tarafından davacının hakedişlerinden yapılan toplam 20.228,59 TL
tutarındaki kesintinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 33.574,76 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1) Mahkemece, her ne kadar bozmaya uyma kararı verilmiş ise de bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması üzerine, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09/05/1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Mahkemece uyulan bozma kararında; davalı kurumun müfettişi tarafından hazırlanan 05/08/2013 tarihli raporda ismi geçen hastaların tamamının tanık sıfatıyla dinlenilip, 2009 ve sonraki protokol maddeleri kapsamında değerlendirme yapılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği açıkça ifade edilmesine rağmen, bozma sonrası alınan bilirkişi heyeti raporunda da belirtildiği üzere mahkemece, davaya konu 05/08/2013 tarihli kurum müfettiş raporunda ismi geçen hastalardan sadece …’in tanık olarak dinlenildiği, diğer tanık olarak dinlenilen kişilerin ise bahse konu 05/08/2013 tarihli raporda ismi geçen hastalar olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle dosyada dinlenilen tanık beyanları doğrultusunda hazırlanan rapor, bu haliyle hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir.
Hal böyle olunca, mahkemece; HMK’nın 31. maddesinde belirtilen hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında, mevcut vakıalardaki eksiklik, belirsizlik veya çelişkinin giderilmesi için davalı kurumun 05/08/2013 tarihli müfettiş raporunda ismi geçen hastaların tamamının tanık sıfatıyla beyanları alınarak, reçete arkasındaki imzanın kendilerine ya da yakınlarına ait olup olmadığının, reçeteye konu ilaçları alıp almadıklarının sorulması, sonrasındaki 2009 ve sonraki yıllara ait protokol hükümlerinin değerlendirilmesi suretiyle,Yargıtay ve taraf denetimine elverişli yeniden rapor alınarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2) Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.