YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4943
KARAR NO : 2021/12526
KARAR TARİHİ : 06.12.2021
MAHKEMESİ : ANTALYA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; Kütükçü Mah. 7442 ada 2 parsel (yeni 27447 ada 1 parsel) sayılı taşınmaz hakkında 22/02/1991 tarihli ve 96 sayılı meclis kararı ile tahsis kararı verildiğini ve 200.000.000 TL’nin kooperatifçe ödendiğini ancak taşınmazın tapu kaydında hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan saha içerisinde kaldığı şerhi bulunduğundan satışın gerçekleştirilemediğini, sonrasında taşınmazın 01/07/2016 tarihinde tesis kadastrosu ile … adına tescil edildiğini öğrendiklerini, davalı belediyenin Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/376 E. – 2007/384 K. sayılı dosyasında hazineye karşı açtığı şerhin kaldırılması istemli davanın reddine, hazinenin karşı davası olan tapu iptal ve tescil talebinin kabulü ile taşınmazın hazine adına tesciline karar verildiği ve kararın 2011 yılında kesinleştiğini, taşınmazın 12/12/2011 tarihinde hazine adına tescil edildiğini, belediyenin bu durumu gizlediğini ileri sürerek; taşınmazın dava tarihindeki değerinin, olmadığı takdirde denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanmış değerinden şimdilik 50.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 28/05/2019 tarihli dilekçe ile dava değerini 3.465.868TL’ye artırmıştır.
Davalı; idari yargının görevli olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, tapunun oluştuğu ve sözleşmenin yapıldığı tarihlerde tapu kaydında şerh bulunmadığını, imar planı yapılırken de bu yönde bir bildirim olmadığını, tapuya güven ilkesiyle hareket ettiklerini ve kusurlarının bulunmadığını ancak zarardan TMK’nun 1007. maddesi gereğince hazinenin kusursuz sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; ödenen bedelin denkleştirmeye göre iadesi isteminin kısmen kabulü ile 99.568,46 TL’nin 02/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar taraf vekiller tarafından temyiz edilmiştir.
1- Bölge adliye mahkemesi kararında yer alması gereken hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 359 uncu maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti”, “İlk derece mahkemesi kararının özeti”, “İleri sürülen istinaf sebepleri” ve “Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep”, bölge adliye mahkemesi kararında yer alması gereken zorunlu hususlardandır.
Gerekçe, mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Mahkeme, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz.
Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının bulunması zorunludur. Nitekim 07/06/1976 tarih ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.
Öte yandan, 28/07/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 38 inci maddesi ile 6100 sayılı HMK’nın 359 uncu maddesine eklenen üçüncü fıkra; “Bölge Adliye Mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilir.” şeklindedir. Söz konusu hüküm gereğince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi durumunda, istinaf başvurusunun ret sebepleri açıklanmak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesi gösterilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta; bölge adliye mahkemesi kararında, yukarıda belirtilen ilkelere uygun şekilde, tarafların istinaf başvuru dilekçelerinde ileri sürdükleri sebeplere yer verilmediği gibi bu sebeplerin reddine dair bir gerekçe tesis edilmediği, başka ifade ile somut olaya özgü hukuki gerekçe içermeyen bölge adliye mahkemesi kararı, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin temyiz sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz sebeplerinin incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 06/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.