Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2010/13002 E. 2010/19924 K. 01.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/13002
KARAR NO : 2010/19924
KARAR TARİHİ : 01.12.2010

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Beraat

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
Eyleme ve yükletilen suça yönelik O yer C. Savcısının temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 01.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY:
… Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, … Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/81 Esas sayılı dava dosyasının 12.11.2004 tarihli duruşmasında adam öldürme suçundan yargılanan sanıklardan … müdafii sıfatıyla okuduğu yazılı savunma dilekçesinde, duruşmada iddia makamını temsil eden Cumhuriyet Savcısı katılanın açıkladığı mütalaasını kastederek; “… Yapılan soruşturma sırasında davanın tanık beyanları ve yapılan yüzleştirmelere istinaden verilecek bu hüküm adeta ucube bir çocuğun dünyaya gelmesi gibi olacaktır. Zira sayın iddia makamı da mevcut delillere göre vermiş olduğu esas hakkındaki mütalaasında adaletin tecellisi yerine adaletsizliğe, gerçek zanlıların cezalandırılması yerine masum insanların cezalandırılmalarına ve kısaca adaletsizliğin tecellisine sebep olacak bir mütalaa vermiştir.” dediğinin iddia ve mahkemece de kabul edildiğinde bir uyuşmazlık söz konusu değildir.
Yerel mahkeme eylemin ağır eleştiri boyutunda kaldığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
Sanık avukatın “avukatlık görevinin ifası” sırasında sarfetmiş olduğu bu sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağı veya iddia ve savunma dokunulmazlığı çerçevesinde, ya da ağır eleştiri boyutunda kalıp kalmadığının tespiti açısından karar irdelendiğinde;
Anayasanın 36/1.maddesi; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkında sahiptir.” hükmünü içermektedir. Yine 765 sayılı TCY-486 ve 5237 sayılı TCY-128.maddelerinde öngörülen düzenlemelere göre de, ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve dolayısıyla iddia ve savunmanın gereken şekilde yapılabilmesi için, dava yazgısı açısından gerekli, iddia veya savunmayla orantılı ve ölçülü olmak koşuluyla, sarf edilen söz ve ibarelerden oluşan eylemler hukuka uygun sayılmaktadır. Bu açıklamalara ve Dairemizce benimsenen yerleşik uygulamalara göre, somut isnat veya olumsuz değerlendirmeler ile iddia veya savunma arasında mantıksal bir bağ olmalıdır. İddia veya savunma ile ilgili olmayan ya da iddia veya savunma açısından zorunlu bulunmadığı halde sarf edilen hakaret ve sövme içerikli yazı veya sözlerde, Anayasanın 36.maddesinde yer alan meşruiyetin varlığından ve her iki TCY.nda yer alan düzenlemelere göre de, savunma dokunulmazlığından söz edilmesi olanaklı değildir.
Bu açıklamalar karşısında, somut olayda; Katılan C. Savcısının, … Ağır Ceza Mahkemesinde “iştirak halinde taammüden adam öldürmek ve 6136 SK.na muhalefet suçlarından açılan davanın sanıklarından …’ın, …, … … ve …’le birlikte iştirak halinde taammüden adam öldürmek suçundan 765 sayılı TCK-450/4, 31, 33, 36, 40.maddeleri gereğince cezalandırılmaları yolunda mütalaa beyanını müteakiben, sanıklardan …’ın müdafii olan sanık Avukat …’ın katılanı hedef alarak söylediği sözler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, savunma konusuyla mantıksal bir bağ içermediği, davanın yazgısını belirlemede zorunlu olmadığı, meşruiyetten yoksun ve katılanı incitici ve küçük düşürücü değer yargıları taşıdığı, ayrıca 1136 Sayılı Avukatlık Yasasının 34.maddesinde gösterilen Avukatların uymaları gereken kurallara da uygun olmadığı bu nedenlerle eylemin hakaret suçunu oluşturduğu, kararın bozulması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 01.12.2010