Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2013/14000 E. 2015/36699 K. 27.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/14000
KARAR NO : 2015/36699
KARAR TARİHİ : 27.10.2015

Tebliğname No : 4 – 2011/160275
MAHKEMESİ : Nazilli(Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 25/01/2011
NUMARASI : 2010/788 (E) ve 2011/23 (K)
SUÇ : Tehdit

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-İddianamedeki açıklama, müşteki ve tanık anlatımları ile tüm dosya kapsamına göre, sanığa isnat edilen ”Bu mahallede kan çıkacak.” şeklinde tehdit eyleminin, TCK’nın 106/1-1. cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve buna göre de takibinin şikayete tabi olmadığı gözetilmeden, “müştekinin vazgeçmesi ” nedeniyle düşme kararı verilmesi,
2-Sanıktan şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine. 27/10/2015 tarihinde Üye N.. A..’un suçun nitelendirilmesinin isabetli bulunması nedeniyle verilen düşme kararının onanması gerektiği, yolundaki karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Sanık Murat ile mağdure Okşan’ın 15 yıllık evli ve 3 çocuklarının bulunduğu, zaman zaman aile içinde huzursuzlukları bulunuyorsa da karakol ve yargıya intikal etmiş olayları bulunmadığı, 20/07/2010 tarihinde mağdur ve Okşan’ın çocukları ile birlikte ziyaret amacıyla anne ve babasının evine gittiği ve akşam eve dönmeyince sanığın telefonla araması üzerine eve dönmeyeceğini beyan ettiği, bunun üzerine sanığın mağdure ile görüşmek için diğer mağdur Selim’in evine gittiği, aralarında bir münakaşa çıktığı ve oradan ayrıldığı belirtiliyorsa da bu olayın hukuki boyutunun dosyaya yansımadığı, bu olaydan sonra 04/08/2010 tarihinde sanığın eline ulaşan bir tebligata göre eşinin avukatı tarafından maaşı üzerine tedbir konulduğunu öğrenmesi üzerine yine eşi mağdureyi telefonla arayıp, yüzyüze görüşme teklifinin kabul edilmesi üzerine tekrar mağdur Selim’in evine gittiği, tüm ısrarlara ve hatta tanımadığı, muhtemelen olay tanığı bir şahıs tarafından fiziki şiddet ile evin içine alınmaya zorlanmasına rağmen eve girmediği, eşi ile dışarda görüşmek istemesine, bu olmadığı takdirde çocukları ile görüşmek istemesine rağmen bunu başaramadığı, sanık savunmalarında ise; kendisinin kimseye hakaret ve tehditte bulunmadığına, amacının eşi ve çocuklarıyla birlikte hayatını sürdürmek isteğinde olduğu, karşı tarafın eşinin aklını çelerek kendisinden uzaklaştırdıklarına, son on beş gündür eşinin Ankaradan gelen kardeşinin etkisi altında eve uğramadığına ve hakkında dava açtığına dair beyanlarında dikkate değer hususlar bulunmaktadır.
Zira Aile bütünlüğü ve huzurunun korunmaya değer ve gerçeğin ortaya çıkarılmasının da adaletin gereği olduğu düşüncesiyle;
Müşteki ve mağdurların tümünün yakın akraba oldukları, tanıkların da beyanları incelendiğinde olayın tarafı gibi ifadeler kullandıklarının anlaşıldığı, örneğin tanık İrfan’ın hazırlık beyanında, olay sırasında sanık Murat’a çocuklarının kendisine gösterilmediği iddasının yalan olduğunu bildiğinden olay sırasında onu ikaz ettiğini bildirmesi, tanık Hatice’nin de mağdure Okşan’ın teyzesi olup, kızlarımız senin gibilerine denk geldikleri için ayrılıklar olmuştur, şeklindeki beyanında sanığa karşı geliştirdiği olumsuz tavır ortadadır.
Olayın meydana geldiği umumi sokak ortasında tanıkların dahi müştekilerle birlikte hareket ederek sanık ile münakaşaya girdikleri açıktır.
Kaldıki tanık Hatice hakkındaki aynı olay nedeniyle yapılan şikayet nedeniyle soruşturmada ek takipsizlik kararı verildiği, onun beyanının da aynı zamanda bir şüpheli savunması niteliğinde olduğu, diğer müştekiler Selim ve Sabriye’nin karı koca ve Hatice’nin de Sabriye’nin kardeşi, Okşan’ın teyzesi olduğu, onların beyanlarına göre “bu olayın sonunda kan çıkar veya kan düşer” ifadelerinin, sanık tarafından zikredildiği, fakat bu sözlerin sanığın samimi savunması karşısında yanlış anlamadan ibaret olduğu, sanığın soruşturma sırasında; “…Ben çocuklarımı görmeden buradan gitmem, kapının önünde yatarım, kan da çıksa buradan ayrılmam”, kovuşturma aşamasında da “…kan çıksa da çocuklarımı göreceğim” beyanında çocuklarını eninde sonunda göreceğine vurgu yapmak için kullandığını, yoksa, kimseye zarar verme niyeti olmadığını belirtmesi karşısında bu sözlerle suç kastının bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Zira müştekilerin beyanları soruşturma sırasında verdikleri savunma beyanlarından ibaret olup, kendilerini haklı çıkarmak ve ceza tehdidinden arınmak için abartılı savunmada bulunmuş olduklarını gösteren belirtiler bulunduğu, nitekim kovuşturma sırasında barışan eşlerin birlikte oldukları bu nedenle tüm müştekilerin şikayetlerinden vazgeçtikleri, mahkemenin sair tehdit olarak yaptığı nitelendirme sonunda davanın düşmesine karar verdiği gözetildiğinde; olayın bir bütün halinde ailevi bir mesele ve tartışmadan ibaret olduğu, taraflar arasında vehamet arzeden bir hususun bulunmadığı, re’sen takibi gereken bir suç işlendiğine dair delillerin mahkemesince değerlendirilerek, kabule şayan bulunmadığı, mevcut delillere göre sanığın eyleminin sair tehdit niteliğinde oluştuğunun kabülü ile sayın çoğunluğun görüşüne katılamamaktayım.