YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/17294
KARAR NO : 2015/31842
KARAR TARİHİ : 22.06.2015
Tebliğname No : 4 – 2011/222111
MAHKEMESİ : Kuşadası(Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 29/12/2010
NUMARASI : 2010/387 (E) ve 2010/539 (K)
SUÇ : Tehdit
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58/1. maddesinde; “Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır.” Aynı Kanun’un 59. maddesinde ise; “58 inci maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenliyerek dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir….Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır…” hükümleri yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu avukatların görevlerinden doğan veya avukatlık görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı yapılacak soruşturmalarda genel usulden farklı olarak özel düzenlemeler getirmiştir. Buna göre kovuşturma izni üzerine düzenlenen iddianameyi inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, dosyadaki delilleri değerlendirerek son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verecektir. Bu düzenleme isnad edilen suçla ilgili yargılama yapılmasını gerektirir nitelikte delil bulunup bulunmadığının belirlenmesi hususunda mahkemenin takdir yetkisinin olduğunu göstermektedir.
Somut olayda; Avukat olan sanığın, başka bir mahkemeye gönderilmek üzere bir evrakının havale edilmesi nedeniyle başlayan tartışma sonrasında, havale işlemi tamamlandıktan sonra mahkeme kalemine gelerek zabıt katibi olan katılana “bak ben burada yeniyim, ayağını denk al, başını belaya sokma” demek suretiyle tehdit ettiği iddia edildiğine göre, eylemin avukatlık görevi sırasında işlendiği anlaşılmakla; CMK’nın 223/7. maddesi gereğince durma kararı verilerek, 1136 sayılı Kanun’un 58. maddesinde belirtilen soruşturma usulünün takip edilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi için, ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, eylemin kişisel suç olduğu gerekçesiyle hüküm kurulması,
2) Kabule göre de;
a) Soruşturma aşamasında katılana eylemin uzlaşmaya tabi olduğu açıklanmış ancak uzlaşmak isteyip istemediği açıkça sorulmamış olması, sanığın ise uzlaşma konusunda beyanının alınmamış olması, eylemin uzlaşmaya tabi olan sair tehdit niteliğinde kabul edilmesi karşısında; CMK’nın 254. maddesine göre uzlaşma girişiminde bulunulmadan hüküm kurulması,
b) İddianamede TCK’nın 106/.1 maddesinin birinci cümlesinin uygulanması istemi ile dava açılmasına karşın, ek savunma hakkı verilmeden aynı maddenin ikinci cümlesi gereğince hüküm kurularak, CMK’nın 226 maddesine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı ve sanık S.. Ö..’ün temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.