Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2014/15436 E. 2014/22628 K. 19.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/15436
KARAR NO : 2014/22628
KARAR TARİHİ : 19.06.2014

Tehdit ve hakaret suçlarından sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, … (kapatılan) … Sulh Ceza Mahkemesinin 04/12/2012 tarihli ve 2012/225 esas, 2012/1229 sayılı kararının, temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmesinden sonra, CMK’nın 231. maddesinin tartışılmamış olması nedeniyle kanun yararına bozulmasının talep edilmesi üzerine,
Dairemizin 06.03.2014 gün ve 2013/26428 esas, 2014/7652 sayılı kararıyla;
“Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.( Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
Kanun yararına bozma istemine konu edilen 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle;
– Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
– Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
– Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
– Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itiraz etmemesi,
– Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anılan bu objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte ayrıca “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.
İnceleme konusu somut olayda; Suç tarihi itibariyle adli sicil kaydı bulunmayan sanık … hakkında, hakaret ve tehdit suçlarından 4.000,00 ve 2.240,00 TL adli para cezası verildiği, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını kabul ettiği, ancak kararda bu hususun tartışılmadığı anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanıp uygulanmaması hususunda mahkemeye takdir hakkı tanımıştır. Objektif koşulların oluşmasına karşın, koşullu bir düşme nedeni olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmamasına yönelik mahkeme uygulamasının yerinde veya yeterli olup olmadığı temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, takdire müteallik konuların inceleme dışı bırakıldığı olağanüstü kanun yolu olan, Kanun yararına bozma yoluyla denetlenemeyecektir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, Kanun yararına bozma isteminin takdire ilişkin olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, ” karar verilmiştir.
I- İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/04/2014 gün ve 2013/243233 sayılı yazısı ile;
” İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; objektif koşulların mevcut olmasına rağmen, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde değerlendirilmemesinin kanun yararına bozma yasa yoluna konu olup olamayacağının belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun niteliğine bakıldığında,
………….
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13/11/2007 tarih ve 2007/171-235 sayılı; “…İncelenen olayda, sanığın suç tarihi itibariyle 18 yaşını bitirmediği bellidir. Ancak hüküm verilirken bu husus gözden kaçırılmıştır. Dolayısıyla hem yaş küçüklüğüne dayalı indirim gerçekleştirilmemiş, hem de 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasası’nın 23.maddesindeki düzenleme nedeniyle, hüküm tarihi itibariyle sadece çocuklar bakımından tatbiki mümkün bulunan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu değerlendirme dışı bırakılmıştır. Başka deyişle, biri maddi ceza hukukuna, diğeri ise yargılama hukukuna ilişkin bulunan iki hukuk kuralı uygulanmamıştır. Bu hatalı uygulamalardan ikincisinin Yargıtay’ca denetlenen ve hukuka aykırılığı vurgulanıp yasa yararına bozma konusu yapılan yönü, yargıcın takdirini yanlış kullanması ile ilgili değildir. Denetlenen husus, yargıcın bir değerlendirme yaparak sonuca varıp, bunu da hükmünde açıklaması zorunluluğuna uyulmamış olmasıdır. Hukuka aykırılık oluşturduğu açık olan bu iki husustaki hatalı uygulamanın aynı nedenden kaynaklandığı göz önünde tutularak, yasa yararına bozma konusu yapılması isabetlidir…” şeklindeki kararında da, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde tartışılmaması hususunun, takdire ilişkin olduğundan bahisle kanun yararına bozma konusu yapılamayacağına dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine oy birliği ile karar verilmiştir.
Gene, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun. 16/02/2010 gün ve 2009/253, 2010/28 sayılı, 14/07/2009 gün ve 2009/163-202 sayılı ile 29/09/2009 gün ve 2009/130-213 sayılı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılınası halinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesi gereğince düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve resen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmak zorundadır. Gerek koşulları oluştuğu halde bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmaması gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların, hakimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle kanun yararına bozma yasa yoluna konu yapılabilmesi mümkün görülmektedir.
Ayrıca, Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 07/03/2012 gün ve 2012/6037-5584. 3.Ceza Dairesinin 08/02/2012 gün ve 2011/38570 esas, 2012/4149 karar ile 6.Ceza Dairesinin 11/03/2013 gün ve 2013/2790-5123 sayılı kararlarında da, objektif koşullar gerçekleştiği halde hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde tartışılmaması hususunun, kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceği kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; sanık …’in, hakaret ve tehdit suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1.3-a, 129, 106/1, 29, 62 (iki kez) 50/1-a ve 52/2.maddeleri uyarınca 4.000.00 ve 2.240.00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırıldığı dava da, sanık hakkında tayin olunan cezaların türüne, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunmasına, yüklenen suçlardan dolayı maddi bir zararın oluşmamış bulunmasına ve isnat olunan suçların yasaklı suçlardan olmamasına göre, hükmün tesis edildiği 04/12/2012 tarihinde yürürlükte bulunan 5728 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi zorunlu olup, yerel mahkemece bu husus değerlendirme dışı bırakıldığından hukuka aykırı hareket edilmiştir.
Bu itibarla, Özel Dairenin, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma isteminin, takdire ilişkin olduğundan bahisle reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç ve istem :
Yukarıda açıklanan nedenle;
Dairenizin, 06/03/2014 gün ve 2013/26428 esas, 2014/7652 karar sayılı kanun yararına bozma isteminin reddine dair ilamının kaldırılması,
Adalet Bakanlığının, haklı nedene dayanan kanun yararına bozma isteminin kabulü ile (kapatılan) …Sulh Ceza Mahkemesinin 04/12/2012 tarihli ve 2012/225 esas, 2012/1229 sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 4.fıkrasının (b) bendi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmesi,
İtirazın, Dairece yerinde görülmemesi halinde ise de, dosyanın, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,
İtirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II- İTİRAZIN KAPSAMI
İtiraz, tehdit ve hakaret suçlarından sanık … hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün, CMK’nın 231. maddesinin tartışılmamış olması nedeniyle kanun yararına bozulmasına yönelik isteminin reddine dair, Dairemizin 06.03.2014 tarihli kararına ilişkindir.
III- KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 06.03.2014 gün ve 2013/26428 esas, 2014/7652 karar sayılı ret kararının KALDIRILMASINA,
… (kapatılan) … Sulh Ceza Mahkemesinin 04/12/2012 tarihli ve 2012/225 esas, 2012/1229 sayılı kararına yönelik, kanun yararına bozma istemin yeniden incelenmesinde;
Kanun yararına bozma konusu yapılan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için, CMK’nın 231. maddesinde sayılan objektif ve subjektif koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Objektif koşulların değerlendirilmesindeki hatalar kanun yararına bozma konusu olabilecekken, subjektif koşula yönelik hukuka uygun gerekçeler takdire ilişkin olduğundan, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte, sanık veya müdafiinin bu kurumun lehlerine uygulanmasına yönelik talepleri bulunması ve objektif koşulların oluşmasına karşın, koşullu bir düşme nedeni olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmaması da, yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık kabul edilerek, kanun yararına bozma konusu yapılabilecektir.
İnceleme konusu somut olayda; Suç tarihi itibariyle adli sicil kaydı bulunmayan sanık … hakkında, hakaret ve tehdit suçlarından 4.000,00 ve 2.240,00 Türk lirası adli para cezası verildiği ve sanığın 04.06.2012 tarihli celsede, hakkında ceza verilecek ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK’nın “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, cezanın bireyselleştirilmesine yönelik istemlerin kabul veya reddinde gerekçe gösterilmesinin zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Ancak yargılama safhasında sanığın açık bir talebinin bulunmasına karşın, mahkemece kısa karar veya gerekçede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu tartışılmamıştır.
Bu nedenle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun objektif şartlarının oluşması karşısında, mahkemece subjektif koşul da değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmaması hukuka aykırıdır.
IV- Sonuç:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- Tehdit ve hakaret suçlarından sanık … hakkında, … (kapatılan) … Sulh Ceza Mahkemesinin 04/12/2012 tarihli ve 2012/225 esas, 2012/1229 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- Aynı yasa maddesinin 4-b fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, 19.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.