YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/4382
KARAR NO : 2014/27583
KARAR TARİHİ : 30.09.2014
Tehdit suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 29/09/2009 tarih ve 2009/10 esas, 2009/442 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 18/11/2013 gün ve 2012/12407 esas, 2013/28475 karar sayılı kararıyla;
“Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Mahkemenin, vicdani kanaatini yansıtan kabul ve delil takdirinde isabetsizlik görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma öneren düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık … müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,” oy birliği ile karar verilmiştir.
I- İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/01/2014 gün ve 2010/129697 sayılı yazısı ile;
“TCK 50/1. maddesi “Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir.” hükmünü getirmiş, 50/3 maddesi de “Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.” düzenlemesi ile 1. fıkradaki seçenekleri sınıflandırmıştır. Buna göre adli para cezasının kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım, diğerlerinin ise tedbir niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. TCK’nın 50/6 maddesi, seçenek tedbirlere uyulmaması halinde yapılacak uygulamayı düzenlemiş olup, seçenek yaptırım olan adli para cezasının yerine getirilmemesi halinde 5275 sayılı Kanun’ın 106/3. maddesi ile uygulama yapılacaktır.
Buna göre seçenek tedbirlerin yasal süresi içinde yerine getirilmeye başlanmaması ya da başlandığı halde devam edilmemesi halinde TCK’nın 50/6 maddesi uyarınca hükmü veren mahkemece bir karar verileceği halde, adli para cezasının yerine getirilmemesi halinde 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi gereğince Cumhuriyet Savcısı tarafından hapis cezasına çevrilecektir. Bu nedenle mahkemece hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi halinde infazı kısıtlar mahiyette TCK’nın 50/6. maddesi gereğince ihtarda bulunulmasına karar verilmesi olanaklı değildir. Bu nedenle anılan onama kararına itiraz etmek gerekmiştir.
SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda açıklanan gerekçeler ve tüm dosya kapsamına göre Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18/11/2013 gün ve 2012/12407 Esas, 2013/28475 Karar sayılı onama kararının KALDIRILMASI, sanık … hakkında hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5739 sayılı Yasanın 5. maddesiyle yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK’nın 50/6 madde ve fıkrasında yer alan “yaptırım” ibaresi “tedbir” olarak değiştirilip, 5275 sayılı Yasanın 106. maddesinin 4 ve 9. fıkraları yeniden düzenlenip, 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması karşısında; TCK’nın 50/6 maddesince seçenek yaptırım olan adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasının kısmen veya tamamen infaz edileceğinin sanığa ihtar edilmesi şeklindeki kararın hüküm fıkrasından çıkartılmak suretiyle C.Y.Yasasının 322. maddesince hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA karar verilmesi,
İtirazımız yerinde görülmez ise dosyanın itiraz hakkında bir karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi, itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü:
II- İTİRAZIN KAPSAMI
İtiraz, tehdit suçundan, sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararının onanmasına dair, Dairemizin 18/11/2013 tarihli kararına ilişkindir.
III- KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 18.11.2013 tarih ve 2012/12407 esas, 2013/28475 karar sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
… 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 29/09/2009 tarih ve 2009/10 esas, 2009/442 karar sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,
Hükümden önce 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 50/6 madde ve fıkrasında yer alan “yaptırım” ibaresinin “tedbir” olarak değiştirilmesi, 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının yeniden düzenlenmesi ve 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması karşısında, hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde, hapisten çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, 5237 sayılı TCK’nın 50/6. maddesi uyarınca kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infaz edileceğinin sanığa ihtar edilmesine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz iddiaları yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca bu aykırılık, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktasının; itiraz yazısına uygun olarak, “TCK’nın 50/6. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün hükümden çıkarılması” biçiminde DÜZELTİLMESİNE ve başkaca yönleri Kanuna uygun bulunan hükmün bu bağlamda ONANMASINA, 30.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.