YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/45940
KARAR NO : 2015/26670
KARAR TARİHİ : 09.04.2015
Tebliğname No : KYB – 2014/364509
Tehdit suçundan sanık İ.. D..’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-2. Cümle, 43, 62 ve 52. maddeleri gereğince 600 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Gaziosmanpaşa 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/06/2014 tarihli ve 2013/738 esas, 2014/1010 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/11/2014 gün ve 364509 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi. İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre; sanığın üzerine atılı eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-d maddesinde düzenlenen tehdit suçunun nitelikli halini oluşturması ve bahse konu suçtan yargılama yapma görevinin, 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi gereğince Asliye Ceza Mahkemesine ait olması karşısında, anılan Kanun’un 106/1-2. cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçundan yargılamaya devam edilerek, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit suçundan sanık İ.. D.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Gaziosmanpaşa 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/06/2014 tarihli kararıyla, eylem sair tehdit olarak kabul edilerek, TCK’nın 106/1-2. cümlesi uyarınca 600 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, yüze karşı verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen bu karara karşı, O Yer Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin TCK’nın 106/2-d maddesine uyduğu bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanığın tehdit eyleminin TCK’nın 106/1-2. cümlesi kapsamında sair tehdit suçunu mu, yoksa TCK’nın 106/2-d maddesinde düzenlenen “Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak” işlenen, nitelikli tehdit suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5237 sayılı TCK’nın “Hürriyete karşı suçlar” başlıklı 7. bölümünde düzenlenen tehdit suçunda korunan hukuki yarar, kişilerin huzur ve sükunu ile karar verme ve hareket etme hürriyetidir.
Dairemizin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez. Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder. Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de önemi yoktur. TCK’nın 106/2-d bendinde tanımlanan ağırlaştırıcı nedeninin uygulanabilmesi için, tehdidin “var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak” işlenmesi gerekmektedir. Bendin ağırlaştırıcı neden olarak kabulü, tehdidin kaynağının suçla irtibatlı organize bir güce dayanması nedeniyle gerçekleştirilme olasılığının yüksekliği, tehlikenin ağırlığı, tehlikenin nerede, ne zaman ve ne şekilde gerçekleştirileceğinin kestirilememesi, buna bağlı olarak da korunma ya da savunma yapmanın zor oluşudur. Korkutucu güç olarak “var olan veya var sayılan suç örgütlerinin” kullanılması, fiilin tehlikeliliğini, failin ise ciddiliğini, kararlılığını ortaya koyarken, mağdurda, muhatap olacağı bireysel tehdide göre daha yoğun korku, kaygı ve endişe yaratmaktadır. Mağdurun, bireysel tehdide göre daha yoğun korku, kaygı ve endişeye maruz kaldığının kabul edilebilmesi için, failin, suç örgütüyle dolaylı bile olsa bağlantısı olduğu veya olabileceği, ya da en azından suç örgütü ile zayıf da olsa bir irtibatının bulunduğu ihtimaline inanmasını gerektirecek makul nedenlerinin bulunması gerekir. İnceleme konusu somut olayda; İstanbul ……. Köyü’nde komşu olan sanık ile müştekiler arasında sınır ihtilafı nedeniyle tartışma yaşandığı, müştekinin evinin bulunduğu arsanın, sanığın arazisine taşması nedeniyle sanığın, müşteki tarafından konulan çitleri geri çekmesini istediği, müştekinin konuyu mahkeme aracılığıyla çözelim demesi üzerine, sanığın, “mahkemeyle uğraşamam, gerekirse evinizi de bahçenizi de başınıza yıkarım, PKK yöntemleriyle bu işi çözerim” dediği iddiasıyla, TCK’nın 106/1. maddesi uyarınca sanık hakkında kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda, eylemin TCK’nın 106/1-2. cümlesine uyduğu gerekçesiyle sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiği görülmektedir. Müştekiler aşamalardaki ifadelerinde, sanığın tehdit eylemi nedeniyle var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten etkilendiklerini beyan etmedikleri gibi, olayın meydana geldiği yer, oluş şekli, sabıkasız olan sanığın kişisel ve sosyal durumu itibariyle zayıf da olsa suç örgütleriyle irtibatının bulunduğuna dair herhangi bir kanıtın dosyaya yansımadığı, bu haliyle eylemin TCK’nın 106/2-d maddesinde tanımlanan nitelikli tehdit suçunu oluşturmadığı, dolayısıyla mahkemenin bu suça bakmakla görevli olduğu anlaşıldığından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 09.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.