YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12010
KARAR NO : 2015/31085
KARAR TARİHİ : 11.06.2015
Tebliğname No : KYB – 2015/134202
Silahla tehdit suçundan sanık M.. A..’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a, 43, 29, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 11 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, suçta kullanılan fakat bulundurması bizatihi suç oluşturmayan adli emanetin 2007/56 sırasında kayıtlı 1 adet Colt marka tabanca ve bu tabancaya ait 6 adet merminin müsaderesine yer olmadığına, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlenmemesi halinde hükmün ortadan kaldırılarak sahibine iadesine, suç işlenmesi halinde ise açıklanan hükümle birlikte müsaderesine dair, Ahlat Asliye Ceza Mahkemesinin 25/06/2009 tarihli ve 2007/204 esas, 2009/127 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/04/2015 gün ve 134202 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.” şeklindeki 54/1. maddesi nazara alındığında, somut olayda suçta kullanıldığı sabit olan anılan tabancanın müsaderesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde müsaderesine yer olmadığına karar verilmesinde, isabet görülmemiştir” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Silahla tehdit suçundan sanık M.. A.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Ahlat Asliye Ceza Mahkemesinin 25/06/2009 tarihli kararıyla, hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, kararda suçta kullanılan ruhsatlı silah yönünden ise, “şimdilik müsaderesine yer olmadığına” karar verildiği, kararın itiraz yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesinden sonra, o yer Cumhuriyet Başsavcılığınca müsadere kararı verilmediği gerekçesiyle, kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen silahla tehdit suçunda, suçta kullanılan silahla ilgili müsadere kararı verilmemesine dair hukuka aykırılığa ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve müsadere konularının ele alındığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.04.2014 tarih ve 2012/6-1452 esas, 2014/195 karar sayılı ilamında; “Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, şartlara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, şartlara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanunyolu ise, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin, “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir” şeklinde hüküm altına alınan on ikinci fıkrasında açıkça “itiraz” olarak belirtilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CMUK’nun 305 ve 5271 sayılı CMK’nun 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme imkanına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme imkanı bulunmamaktadır.
Müsadere kararı güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçası olduğu için, hükmün tâbi olduğu kanun yoluna tâbi olması gerekmektedir. Dolayısıyla açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde yer alan müsadere kararına karşı da ancak itiraz kanun yoluna başvurulabilecektir. Zira açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması nedeniyle henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün temyiz merciince denetlenebilme imkanı bulunmayan bir aşamada, hükmün bir parçasını oluşturan müsaderenin temyizen incelenebileceğini kabul etmek, bir bütün olan hükmün bir bölümünün itiraz, bir bölümünün ise temyiz kanun yoluna tâbi olacağı gibi çelişkili bir halin ortaya çıkması sonucunu doğuracaktır.” görüşlerine yer verilmiştir.
Buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itirazı kabil olduğundan, bu kararla birlikte hükmolunan müsadere hususu da itiraz merciince usul ve esas yönünden incelenebilecektir. Somut olayda mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmekle birlikte suçta kullanılan ruhsatlı silah için “şimdilik müsaderesine yer olmadığına, deneme süresi sonunda düşme kararı verilmesi halinde sahibine iadesine, suç işlenmesi halinde hükmün açıklanması durumunda ise müsaderesine” biçiminde karar verilmiştir.
Kanun yararına bozma istemine konu edilen husus, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karşın, müsadere hususunda açık bir karar verilmemesine ilişkindir. Ancak yukarıda yer verilen Genel Kurul kararında da açıklandığı üzere, müsadere hususunun dayanağı olan mahkumiyet kararı henüz açıklanmadığı için hukuken varlık kazanmamıştır. Esasen müsadere hususu da bu kararla birlikte değerlendirilmelidir. Açıklanması geri bırakılan hükümle ilgili olarak deneme süresi içerisinde suç işlenip işlenmemesine bağlı olarak, düşme veya mahkumiyet kararları verilecektir. Bu aşamada ilgili hüküm temyizi kabil olduğundan, müsadere hususuyla birlikte olağan kanun yolu sürecinde incelenerek uyuşmazlığın çözümü mümkün olacaktır.
Öte yandan açıklanması geri bırakılan hükme, adil yargılanma hakkının bir uzantısı olarak zorunlu müdahaleyi gerektiren, (eylemin suç teşkil etmemesi, kovuşturma şartının bulunmaması vs.) gibi unsurların da somut olayda mevcut olmadıkları görülmektedir.
Yargısal kararlarda vurgulandığı üzere, kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesi için hukuka aykırılığın başka bir yolla giderilmesi imkanının bulunmaması gereklidir. Hukuka aykırılığın olağan kanun yolları ile denetlenip giderilmesi imkanının bulunması durumunda kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacaktır.
Somut olayda isteme konu edilen müsadereye ilişkin uyuşmazlık, deneme süresi sonunda düşme veya mahkumiyet kararı verilmesi halinde, olağan kanun yolu süreci içerisinde değerlendirilebileceğinden, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, 11/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.