Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2015/4671 E. 2015/28648 K. 07.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/4671
KARAR NO : 2015/28648
KARAR TARİHİ : 07.05.2015

Tebliğname No : 4 – 2014/45892
MAHKEMESİ : Sinop(Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/12/2013
NUMARASI : 2013/514 (E) ve 2013/573 (K)
SUÇ : Tehdit

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık Ş.. G..’nün ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 07/05/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:

Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, denetim süresi içinde işlendiği iddia olunan yeni suç nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmıştır.
CMK’nın 231/8. Maddesinde öngörülen beş yıllık denetim süresi içinde, aynı Maddenin 11. Fıkrasındaki “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar.” Hükmü gereği önceki hükmün açıklanması yoluna gidilmiştir.
Bir kimsenin denetim üresinde suç işlediği, ancak bir mahkeme kararıyla verilen hükmün kesinleşmesi halinde söz konusu olabileceği düşüncesinde hem fikir olunduğundan, kişi hakkında ceza davasının açılmış olması yeni bir suç işlediğini göstermemekte ve önceki hükmün açıklanmasına yol açmamaktadır.
AİHS’nin 22.11.1984 tarihinde imzalanan İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 7 Numaralı Protokolün
“Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2. Maddesinde,
“Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle az önemli suçlar bakımından, ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatını müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
AİHS’nin 6/1. maddesine göre “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir”
Yine Sözleşmenin “Etkili başvuru hakkı” başlıklı 13. maddesi gereğince “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
AİHM 27 Kasım 2012 Tarihli Bayar- Gürbüz/Türkiye 37569/06 Başvuru no’lu kararında, Türk hukukunda kesin olarak verilen mahkeme kararlarının mahkemeye erişim hakkını engellediği sonucuna vardığını belirtmektedir.
Bu karara göre AİHM “26. AİHM, başvuranların eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasına rağmen, temyiz yolunun açık olduğunu belirten 7 Nisan 2005 tarihli kararla (yukarıdaki 9. paragraf) başvuranların para cezası ödemeye mahkûm edildiklerini gözlemlemektedir. Başvuranlar, yasal olarak temyize başvurma haklarının bulunduğu kanısıyla temyize başvurmuşlardır. Ancak, Yargıtay, 29 Mart 2006 tarihli kararıyla eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrası gereğince başvuranların temyiz başvurusunu reddetmiştir.
37.Başvuranlar, Yargıtay tarafından temyiz başvurularının kabul edilemez olduğuna karar verilmesinden şikâyet etmektedirler. Bu kararın, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddeleri bağlamında mahkemeye erişim haklarının ihlal edilmesine sebep olduğu kanaatindedirler.
38.Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesini yapmakla görevli olan AİHM (Guerra ve diğerleri v. İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, kararların derlemesi 1998-1), yukarıda belirtilen olay ve olguların tamamını göz önünde bulundurduğunda, başvuranların AİHS’nin 6. maddesinde öngörülen mahkemeye erişim hakkı kapsamında savunulabilir bir şikâyet sundukları kanısına varmaktadır (bkz, özellikle, Brualla Gomez de la Torre v. İspanya, 19 Aralık 1997, § 33, Derleme, 1997-VII1). Bu maddenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, (…) ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, (…) bir mahkeme tarafından (…) ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
40. AİHM, erişim hakkının bir unsuru olduğu “mahkeme hakkının” mutlak olmadığını ve özellikle de başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin koşullarda zımni olarak kabul edilen sınırlamalara tabi olabileceğini hatırlatmaktadır. Zira söz konusu bu hak, tabiatı gereği, bu konuda belirli bir takdir payı bulunan devlet tarafından bir düzenleme yapılmasını gerektirmektedir. Ancak neticede yargılanabilir kişinin mahkemeye erişim hakkı, özüne halel getirecek düzeyde veya şekilde sınırlandırılamaz. Son olarak bu sınırlamalar, meşru bir amaç taşıdığı ve kullanılan araçlarla amaç arasında makul bir orantı ilişkisi mevcut olduğu sürece, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. paragrafının gerekleriyle bağdaşmaktadır (bkz, diğerleri arasında, Levages Prestations Services v. Fransa, 23 Ekim 1996, § 40, Derleme, 1996-V).
41. Somut olayda, başvuranların temyiz başvurusuna ilişkin kabul edilemezlik kararı, 5219 sayılı Kanun ile 14 Temmuz 2004 tarihinde değiştirilen eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesine dayanarak verilmiştir.
46. Diğer yandan, AİHM, özellikle “belirlenen bir miktarın altında para cezası verilmesi halinde, öngörülen cezanın özellikleri dikkate alınmaksızın, yargılanabilir kişilerin temyize başvurma haklarına getirilen sınırlamanın ve dolayısıyla bu kişiler hakkında meydana gelebilecek zararlı sonuçların Anayasa’nın 2. ve 36. maddeleriyle uyumlu olmadığı kanaatine varan” Türk Anayasa Mahkemesi tarafından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasının eleştirildiğini gözlemlemektedir.
49. Yukarıda belirtilenler ışığında ve davanın özel durumu ile yargılamanın tamamı dikkate alındığında, AİHM, başvuranların mahkemeye erişim haklarına orantısız bir kısıtlama getirildiği ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. paragrafının güvence altına aldığı mahkemeye erişim hakkının esas yönünden ihlal edildiği kanısına varmıştır.
Sonuç olarak, bu hüküm ihlal edilmiştir.”
Anayasanın 90/son maddesi hükmü gereğince “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi ve kesin dahi olsa bir hükme dayanılarak açıklanması kanuna uygundur.
Ancak, bu uygulamanın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 305. maddesine ve 5320 sayılı Kanunun Geçici 2. madde hükmüne göre verildikleri anda kesinleşmiş sayılan ve temyiz edilemeyen hükümlerin, (Yargıtay ya da İstinaf) kanun yolu denetimine ilişkin mahkemeye erişim hakkını Kanun gereği engelledikleri açıktır.
Anayasanın 90/4. maddesi gereğince, kanunlarla aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınması gerektiği ilkesine aykırı olarak, kesin olarak verilen kararların, AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine ve İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 7 Numaralı Protokolün 2. maddesine ve insan haklarına aykırı sonuçlar doğurduğundan söz etmeye bile gerek bulunmamaktadır. Zira, kesin olarak verilen hükümlerde başvurulacak bir kanun yolu bulunmamakta, eğer sanık tarafından bir istek varsa ve bu istek Adalet Bakanlığı ya da Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından kabul edilirse, CMK’nın 309. veya 310. maddeleri uyarınca olağanüstü bir kanun yolu olan Kanun Yararına Bozma yoluna gidilebilecektir. Ancak sanığın buradaki isteminin, Kanun yoluna başvurma hakkı bulunanların bu başvurunun yapılması ya da yapılmaması noktasındaki takdiri bakımından hiçbir önemi ve etkisi bulunmamaktadır.
Bununla beraber, verildiği anda kesinleşmiş olan, kesin bir karara dayanarak açıklanan bir hükmün infazı halinde, sonrasında Kanun yararına bozma yoluyla yapılan Yargıtay’ın olağanüstü kanun yolu denetiminde, iddia olunan kasıtlı suçun unsurlarının oluşmadığı veya kasıtlı bir suçun aslında trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma veya taksirle yaralama vb. gibi bir başka suçu oluşturduğu kanaatine varılırsa, sanığın açıklanması geri bırakılan hükümden sonra işlemiş olduğu kasıtlı bir suçtan da söz edilemeyecek ve önceki hüküm açıklanamayacaktır. Yine incelemenin beraatle sonuçlanması halinde önceki hükmün açıklanması yoluna gidilemeyecek, çünkü sanığın ikinci bir suç işlediğinden bahsedilemeyecektir.
Kesin olarak verilen hükümler dayanak yapılarak açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmünün açıklanması, sanık bakımından infaz edilmiş olma ve güvenlik tedbirlerinin uygulanması halinde iş kaybı, seçilme veya velayet hakkının kullanılması ya da kamu görevlisi olma hakkını kaybetme vb. türde geriye dönülmez sonuçlar doğurabileceğinden ve hak kayıplarına yol açabileceğinden hukuken yerinde değildir.
Bu tür bir uygulama görünüşte CMK’nın 231/11. maddesine uygun ise de, kişilerin cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına, diğer deyişle mahkemeye erişim hakkına engel oluşturduğundan, Anayasanın 90/4 maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1.,13. Maddeleri ile İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 7 Numaralı Protokolün 2. maddesine, dolayısıyla insan haklarına aykırı olduğundan Dairemizin sayın çoğunluğunun, açıklanması CMK’nın 231/6. maddesi uyarınca geri bırakılan bir hükmün, denetim süresi içinde işlenmiş bir suç isnadı üzerine, kesin olarak verilmiş olsa dahi, bir başka mahkumiyet hükmü bulunması halinde açıklanması gerektiği yönündeki düşüncesine katılamıyorum.