YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/3491
KARAR NO : 2019/11767
KARAR TARİHİ : 25.06.2019
Hakaret, şantaj ve tehdit suçlarından sanık …’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 125/3-a, 125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/11/2012 tarihli ve 2012/269 esas, 2012/337 sayılı kararının 25/12/2012 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 18/02/2014 tarihinde suç işlediğinden bahisle re’sen dosyanın ele alınması üzerine hakkındaki hükmün açıklanması ile 5237 sayılı Kanunun 125/1, 125/3-a,125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/05/2015 tarihli ve 2015/30 esas, 2015/218 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 19/04/2019 gün ve 94660652-105-12-4151-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/05/2019 gün ve 2019/44800 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1-5271 sayılı Kanunun 225/1. maddesi gereğince, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceği cihetle, Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 27/04/2012 tarihli ve 2012/434 soruşturma, 2012/611 esas, 2012/237 sayılı iddianamesiyle, sanık hakkında müştekiye yönelik silahla tehdit ve şantaj suçlarından cezalandırılma talebini içerir bir iddianame bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde,
2- İddianamede talep edilmediği halde sanığa 5271 sayılı Kanunun 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmeden, 5237 sayılı Kanunun 106/2-a maddesinin sanık aleyhine uygulanmasına karar verilmesi suretiyle savunma haklarının kısıtlanmasında,
isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Hakaret, şantaj ve tehdit suçlarından sanık …’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 125/3-a,125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/11/2012 tarihli ve 2012/269 esas, 2012/337 sayılı kararının 25/12/2012 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 18/02/2014 tarihinde suç işlediğinden bahisle re’sen dosyanın ele alınması üzerine hakkındaki hükmün açıklanması ile 5237 sayılı Kanunun 125/1, 125/3-a,125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/05/2015 tarihli ve 2015/30 esas, 2015/218 sayılı kararının, 5271 sayılı Kanunun 225/1. maddesi gereğince, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceği cihetle, Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 27/04/2012 tarihli ve 2012/434 soruşturma, 2012/611 esas, 2012/237 sayılı iddianamesiyle, sanık hakkında müştekiye yönelik silahla tehdit ve şantaj suçlarından cezalandırılma talebini içerir bir iddianame bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde ve iddianamede talep edilmediği halde sanığa 5271 sayılı Kanunun 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmeden, 5237 sayılı Kanunun 106/2-a maddesinin sanık aleyhine uygulanmasına karar verilmesi suretiyle savunma haklarının kısıtlanmasında isabet görülmediği gerekçeleriyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanık hakkında silahla tehdit ve şantaj suçlarından hüküm kurulurken CMK’nın 225. maddesine aykırı davranılıp davranılmadığının ve sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/11/2018 tarihli ve 2017/17-328 esas, 2018/575 sayılı kararında belirtildiği üzere; ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun’un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” düzenlemesine yer verilmiştir. CMK’nın 225. maddesi uyarınca ise; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK’nın 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını “yargılamanın sınırlılığı” ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede hırsızlık olarak nitelendirilen eylemin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. Yine mahkemece eylemin görevi alanında bulunmayan bir suçu oluşturduğu kanaatine varılması halinde görevsizlik kararı verilebilecektir. Görevsizlik kararı yoluyla iddianameye konu edilmemiş bir olayın dava konusu haline getirilemesi mümkün değildir. Yani iddianamede anlatılmayan bir eylemden dolayı görevsizlik kararı verilmesi durumunda, bu eylemden dolayı hüküm kurulması da CMK’nın 225. maddesine aykırılık oluşturacaktır. İddianame veya yerine geçen görevsizlik kararında anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunularak iddianame ile dava açılması hâlinde gerekli görülürse davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir.
İncelenen dosyada;
Sanık … hakkında, 02/02/2012 tarihinde gerçekleştirdiği iddia olunan ve iddianamede “…şüphelinin olay tarihinde Bingöl Adliye Sarayının içerisende kendisine hitaben görevi ile ilgili olarak “…hacizleri 1 saat içinde kaldırmazsan seni öldüreceğim, sen adi adamsın, şerefsizsin, numasum benden boşolsun seni rezil edeceğim, bu şehirde avukatlık yapamaycaksın…”diyerek hakaret ve tehdit ettiği, tanık beyanlarının bunu doğruladığı, müştekinin şikayetçi olduğu, şüphelinin üzerine atılı işlediği tüm soruşturma dosyasından anlaşılmakla…” şeklinde tanımlanan eylemleri nedeniyle TCK’nın 106/1-1.cümle, 125/1, 125/3.a, 125/4, 53/1, 63. maddeleri uyarınca yargılanıp cezalandırılması talebiyle kamu davasının açıldığı,
Bingöl Sulh Ceza Mahkemesi’nin 07/05/2012 tarihli ve 2012/332 esas, 2012/359 sayılı kararıyla “… gerek iddianame anlatımı, gerekse dosya içerisindeki müştekinin şikayetini icerir dilekcesi ile tanık …’ın ifadesi dikkate alındığında, sanığın elinde TCK.nun 6 maddesi anlamında saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli olması itibariyle silah vasfında olan ve böylelikle silahla tehdit sucunun ağırlaştırıcı unsuru niteliği taşıtan delgec büro malzemesi olduğu halde müştekinin üzerine yürüyerek içerik itibariyle sair tehdit kapsamında kalsa bile silah kullanmış olması itibariyle silahlı tehdit suçu kapsamında kalacak şekilde “ erkeksen dışarı cık, neden dışarı çıkmıyorsun” demek suretiyle tehdit ettiği ve bu nedenle sanık hakkında TCK’nın 106/2-a maddesinin uygulanma durumunun da
muhtemel bulunduğu ve yine sanığın müştekinin kendisi hakkında vekil marifetiyle yapmış olduğu haciz işlemini kaldırmasını sağlamak ve yasal istemlerini sınırlayarak böylece kendi lehine yarar sağlamak amacıyla müştekiyi rezil etmek ve avukatlık yapamayacak hale getirmekle tehdit ettiği, böylelikle kendisine yarar sağlamak maksadıyla müştekinin iş ve sosyal çevresi nezdindeki şeref ve saygınlığına zarar verebilecek nitelikteki hususları ifşa etme yönünde tehditte bulunduğu, kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları acıklayacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunması halinin tehdit sucuna ilişkin sair kötülük kapsamında değerlendirilmesinin ceza adaleti bakımından uygun olmayacağı gibi sağlanmak istenen yararın da maddi bir menfaat olmasının gerekmediği anlaşılmakla ve bu yöndeki Yargıtay 4.CD’nin 06.07.2009 tarih ve 2007/11471 E.,2009/13429 K. sayılı, 28.04.2010 tarih ve 2008711321 E.,2010/8463 K.,04.05.2009 tarih ve 2009/3669 E.,2009/8351 K. sayılı ilamları da gözetilerek,sanık hakkında TCK.nun 107/2 maddesinde düzenlenen şantaj suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanma ihtimalinin olduğu, bu hususların da tartışılması gerektiği…” biçimindeki gerekçeyle TCK’nın 107/2, 106/2-a, 125/1, 125/3-a, 125/4, 53, 63. maddeleri uyarınca yargılamasının yapılması için dosyanın asliye ceza mahkemesine gönderildiği,
Asliye ceza mahkemesince iddianame, ifade örneği ve görevsizlik kararı eklenerek sanığın savunmasının alınması amacıyla talimat yazıldığı, talimat mahkemesince talimat evrakı ve ekleri okunmak suretiyle sanığın savunmasının alınığı,
Yargılama neticesinde Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/11/2012 tarihli ve 2012/269 esas, 2012/337 sayılı kararıyla sanığın, TCK’nın 125/1, 125/3-a, 125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, anılan kararın kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 18/02/2014 tarihinde suç işlediğinden bahisle dosyanın ele alınması üzerine yapılan yargılama sonucunda Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/05/2015 tarihli ve 2015/30 esas, 2015/218 sayılı kararıyla hükmün açıklanması ile sanığın, TCK’nın 125/1, 125/3-a, 125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına hükmolunduğu, hükümlerin kanun yoluna konu edilmeksizin kesinleştiği,
Anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
İddianamede sanık …’nın eylemlerinin “…şüphelinin olay tarihinde Bingöl Adliye Sarayının içerisende kendisine hitaben görevi ile ilgili olarak “…hacizleri 1 saat içinde kaldırmazsan seni öldüreceğim, sen adi adamsın, şerefsizsin, numasum benden boşolsun seni rezil edeceğim, bu şehirde avukatlık yapamaycaksın…”diyerek hakaret ve tehdit ettiği, tanık beyanlarının bunu doğruladığı, müştekinin şikayetçi olduğu, şüphelinin üzerine atılı işlediği tüm soruşturma dosyasından anlaşılmakla…” şeklinde tanımlanması, CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca, hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilmesi, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılmasının ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının kanuna açıkça aykırılık oluşturması, görevsizlik kararı yoluyla iddianameye konu edilmemiş bir olayın dava konusu haline getirilmesinin yani iddianamede anlatılmayan bir eylemden dolayı görevsizlik kararı verilmesi durumunda, bu eylemden dolayı hüküm kurulmasının mümkün olmaması, iddianame veya yerine geçen görevsizlik kararında anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunularak iddianame ile dava açılması hâlinde gerekli görülürse davaların birleştirilmesi yoluna gidilmesinin gerekmesi karşısında; sanık hakkında silahla tehdit ve şantaj suçlarından açılmış dava bulunmadığı gözetilmeden, sanığın TCK’nın 125/1, 125/3-a, 125/4, 106/2-a, 107/2, 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 10 ay hapis, 7.080,00 Türk lirası ve 80,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/05/2015 tarihli ve 2015/30 esas, 2015/218 sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
IV-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Bingöl 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/05/2015 tarihli ve 2015/30 esas, 2015/218 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sonraki işlemlerin, CMK’nın 309/4-b maddesi gereğince mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 25/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.