Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2019/6219 E. 2019/16658 K. 24.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/6219
KARAR NO : 2019/16658
KARAR TARİHİ : 24.10.2019

Tehdit suçundan sanık …’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair…2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin (Kapatılan) 22/06/2010 tarihli ve …. sayılı kararının itiraz edilmeden 01/09/2010 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde 10/05/2015 tarihinde kasıtlı suçlar işlediğinin ihbar edilmesi üzerine, hakkındaki hükmün açıklanması ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin,…7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29/03/2016 tarihli ve…. sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 05/07/2019 gün ve 94660652-105-25-5116-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/07/2019 gün ve 2019/75756 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daire’ye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:

Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,…Cumhuriyet Başsavcılığının 25/11/2009 tarihli ve 2009/11067 soruşturma, 2009/6272 esas, 2009/2160 sayılı iddianamesi ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e ve 106/1. maddeleri gereğince kasten yaralama ve tehdit suçlarını işlediğinden bahisle kamu davasının açıldığı,…7. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın eylemleri sabit görülerek her iki suçtan hükmün açıklanması suretiyle mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına konu ‘seni öldürürüm’ söyleminin iddianame anlatımından anlaşılacağı üzere …’a yönelik olduğu, bu şahsın iddianamede müşteki sıfatıyla taraf olarak gösterilmediği ve kovuşturma aşamasında 22/06/2010 tarihli duruşmada tanık olarak dinlendiği, iddianamede belirtilen diğer müşteki sanık olan …’a yönelik atılı tehdit suçunu içerir fiil atfedilmediği, 5271 sayılı Kanun’un 225/1. maddesinde yer alan, “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, hakkında açılmış dava bulunmayan ve iddianamede anlatılış tarzına göre unsurları gösterilmeyen tehdit suçu yönünden beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit suçundan sanık …’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair…2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin (Kapatılan) 22/06/2010 tarihli ve 2009/1155 esas, 2010/642 sayılı kararının itiraz edilmeden 01/09/2010 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde 10/05/2015 tarihinde kasıtlı suçlar işlediğinin ihbar
edilmesi üzerine, hakkındaki hükmün açıklanması ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin,…7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29/03/2016 tarihli ve 2016/171 esas, 2016/206 sayılı kararının,…Cumhuriyet Başsavcılığının 25/11/2009 tarihli ve 2009/11067 soruşturma, 2009/6272 esas, 2009/2160 sayılı iddianamesi ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e ve 106/1. maddeleri gereğince kasten yaralama ve tehdit suçlarını işlediğinden bahisle kamu davasının açıldığı,…7. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın eylemleri sabit görülerek her iki suçtan hükmün açıklanması suretiyle mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına konu ‘seni öldürürüm’ söyleminin iddianame anlatımından anlaşılacağı üzere …’a yönelik olduğu, bu şahsın iddianamede müşteki sıfatıyla taraf olarak gösterilmediği ve kovuşturma aşamasında 22/06/2010 tarihli duruşmada tanık olarak dinlendiği, iddianamede belirtilen diğer müşteki sanık olan …’a yönelik atılı tehdit suçunu içerir fiil atfedilmediği, 5271 sayılı Kanun’un 225/1. maddesinde yer alan, “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, hakkında açılmış dava bulunmayan ve iddianamede anlatılış tarzına göre unsurları gösterilmeyen tehdit suçu yönünden beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Tehdit suçundan sanık … hakkında hüküm kurulurken, CMK’nın 225. maddesine aykırı davranılıp davranılmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 1.fıkrasında “Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunması halinde bu maddede düzenlenen olağanüstü yasa yoluna konu olabileceği belirtilmiştir.
Y.C.G.K.’nun 17.7.2007 gün ve 2007/145-172 sayılı, 27.3.2007 gün ve 2007/73-76 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere hükümdeki diğer yasaya aykırılıklar giderilmeden, uyuşmazlık konusunda karar verilmesi halinde, hukuka aykırılıkları giderme ve ülkede uygulama birliğini hukuka uygunlukla sağlama amacına hizmet için öngörülen “Kanun yararına bozma” kurumu, bünyesinde hukuka aykırılık taşıyan hükümleri onaylama sonucunu doğuracaktır.
Uyuşmazlık konusunda bir karar vermeden önce, kanun yararına bozma istemine konu edilen hükümde başkaca yeni hukuka aykırılıkların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda;
İncelenen dosyada; sanık … hakkında eşi …’a yönelik 17/08/2009 tarihinde gerçekleştirdiği iddia olunan tehdit ve …’a yönelik aynı tarihte gerçekleştirdiği iddia olunan silahla yaralama eylemleri nedeniyle, TCK’nın 106/1-1, 86/2-3.e maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle, 25/11/2009 tarihinde kamu davası açıldığı, yargılama neticesinde,…2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin (Kapatılan) 22/06/2010 tarihli ve 2009/1155 esas, 2010/642 sayılı kararıyla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1, 86/2-3.e ve 62/1. maddeleri uyarınca iki kez 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi
belirlenmesine karar verildiği, anılan kararın, sanığın yüzünde verildiği ve itiraz kanun yoluna başvuru süresinin, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren başlayacağının belirtildiği, kararın adı geçen sanığa tebliğ de edilmediği, bu şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 01/09/2010 tarihinde kesinleştirildiği, her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesinde farklı Mahkeme’nin bildiriminden bahsedilse de, tensip zaptından da anlaşılacağı üzere, sanığın 10/05/2015 tarihinde işlediği tehdit ve hakaret suçları nedeniyle,…6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29.12.2015 tarihli, 2015/418 esas, 2015/686 karar sayılı ilamıyla, TCK’nın 106/1-1, 125/3-c ve 62. maddeleri uyarınca 6 ay ve 1 yıl 2 ay hapis cezalarına mahkum edildiğinin bildirilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda,…7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29/03/2016 tarihli ve 2016/171 esas, 2016/206 sayılı kararıyla sanığın, TCK’nın 106/1-1.cümle, 86/2-3.e ve 62. maddeleri uyarınca iki kez 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği, tehdit suçundan kurulan ve kesinleşen hükmün ise kanun yararına bozma talebine konu edildiği anlaşılmıştır.
CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde, hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu, başvurunun yapılacağı merci, yöntemi ve başvuru süresinin hiçbir tereddüte yer vermeksizin açıkça belirtileceği hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlere aykırılık aynı kanunun 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturacaktır. Bu bildirimlerdeki temel amaç sujelerin başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması, bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya hatalı bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır. CMK’nın 264. maddesinde ise, kabul edilebilir bir kanun yolu başvurusunda kanun yolunun veya mercide yanılgının, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı, bu hâlde başvurunun yapıldığı merci tarafından, başvurunun derhâl görevli ve yetkili mercie gönderilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin onbirinci fıkrasının ilk cümlesinde; denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, mahkemenin hükmü açıklayacağı belirtilmiştir. Buna göre, ” denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması” koşulu ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın yöntemince kesinleşmesi halinde gerçekleşebilecek, eğer anılan karar usulünce kesinleşmemişse denetim süresinin başladığından da söz edilemeyecektir.

Bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
… 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin (Kapatılan) 22/06/2010 tarihli ve 2009/1155 esas, 2010/642 sayılı hükümlerin açıklanmasının geri bırakılması kararının, sanık …’un yüzüne karşı tefhim edildiği, kararda itiraz kanun yoluna başvuru süresinin, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren başlayacağının belirtildiği ve gerekçeli kararın adı geçen sanığa tebliğ de edilmediği anlaşılmış olup, sanığın TCK’nın 106/1-1.cümle, 86/2-3.e ve 62. maddeleri uyarınca iki kez 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın bu nedenle usulüne uygun olarak kesinleştiğinden ve denetim süresinin de başladığından bahsedilemeyeceği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.10.2018 tarihli ve 2017/8-952 esas, 2018/403 sayılı kararında da açıklandığı üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmemesi nedeniyle zamanaşımının durmayacağı, denetim süresi başlamadığı için de, bu süre içerisinde kasıtlı suç işlendiğinden
bahsedilemeyeceği ve açıklanması geri bıkarılan hükmün açıklanması koşullarının bulunmadığı cihetle, Yerel Mahkemece verilen 29.03.2016 tarihli ve 2016/171 esas, 2016/206 sayılı hükümlerin açıklanmasına ilişkin kararın hukuki değerden yoksun olduğu, hukuki değerden yoksun olan mahkumiyet kararlarının da dava zamanaşımını kesmeyeceği, bu nedenle dava zamanaşımını kesen son işlemin, sanığın savunmasının alındığı 25.03.2010 tarihi olduğu ve bu tarihe göre, tehdit ve yaralama suçlarından açılan kamu davasına ilişkin, 5237 sayılı Kanunun 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık olağan dava zamanaşımının, inceleme tarihine kadar gerçekleştiği tespit edilmiştir.
Yargıtay incelemesi sırasında saptanan ve yukarıda belirtilen yeni hukuka aykırılık nedeni, kanun yararına bozma konusu yapılmadığından, belirtilen kanun yolunun niteliği gereği resen giderilemeyecektir.
Kanun yararına bozma konusunun bu aşamada sonuçlandırılması, yapılan açıklamalar ışığında olanaklı bulunmamaktadır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Kanun yararına bozma isteği hakkında bu aşamada bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,
2-Hükümlerde saptanan yeni hukuka aykırılık nedeni açısından, kanun yararına bozma yoluna başvurulup başvurulmayacağının takdiri için, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, bu hususun değerlendirilmesinden sonra, diğer kanun yararına bozma isteminin incelenmesine, 24/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.