YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/22908
KARAR NO : 2021/19214
KARAR TARİHİ : 14.06.2021
KARAR
Basit yaralama ve hakaret suçlarından sanık …’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 125/1, 52 ve 52/4. maddeleri gereğince 2.400,00 ve 1.800,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/2019 tarihli ve 2018/768 esas, 2019/292 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
31/03/2021 tarihli ve 18/12/2019 tarihli istem yazılarında;
Dosya kapsamına göre,
“1-Sanığın katılana söylediği kabul edilen “senin ailen senin bu çirkef halini biliyor mu” şeklindeki sözlerden dolayı hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 23/06/2020 tarihli ve 2020/411 esas, 2020/7982 karar sayılı ilâmında belirtildiği üzere, kaba söz ve ağır eleştiri niteliğindeki sözlerin, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması karşısında hakaret suçunun unsurları itibariyle ile oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde,
2-Haksız tahrikin kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halinde ceza sorumluluğunu azaltan bir ceza indirimi nedeni olduğu, somut olayda sanığın üzerine atılı hakaret ve basit yaralama suçlarını araba içerisinde seyahat ederken karşılıklı tartışma sonucunda işlediğinin sabit olduğu, bu nedenle 5237 sayılı Kanun’un 29 ve 129. maddelerindeki haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının gerekçeli kararda tartışılmamasında,
3-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” şeklindeki düzenleme ile aynı Kanun’un 6. fıkrasında “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” şeklinde düzenlenme karşısında, sanık hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi gereğince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının mümkün olup olmadığının gerekçeli kararda tartışılmamasında,
4- 18/12/2019 tarihli (2) nolu istemde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.” şeklindeki düzenleme gereğince, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza
belirlendikten sonra, belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç cezanın belirlenmesi gerektiği cihetle, 5237 sayılı Kanun’un 62/2. maddesindeki takdiri indirim hükümünün uygulanmasının mümkün olup olmadığının gerekçeli kararda tartışılmamasında,” isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
1- Bir numaralı istem açısından;
5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.
Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
İncelenen somut olayda; olay günü sanık …’nın katılana söylediği kabul edilen “senin ailen senin bu çirkef halini biliyor mu” şeklindeki kaba ifade niteliğindeki sözlerinin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın hakaret suçundan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
2- İki numaralı istem açısından;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2012 gün ve 10/438-141 sayılı kararında belirtildiği üzere, öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine
ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulu’nun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında hakaret ve yaralama suçlarından TCK’nın 129. ve 29. maddeleri uyarınca haksız tahrik hükümleri uygulanmadan mahkumiyet hükümleri kurulmuş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda tüm deliller toplanıp, tarafların iddia ve savunmaları bir bütün halinde değerlendirilip delil tartışması yapılarak sanığın eylemlerinin sübut bulduğu anlaşılmıştır.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması hakimin kanaat ve takdirine bağlı olmakla, hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinin anlaşılması karşısında, kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.
3- Üç numaralı istem açısından;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için, CMK’nın 231. maddesinde sayılan objektif ve subjektif koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Objektif koşulların değerlendirilmesindeki hatalar kanun yararına bozma konusu olabilecekken, subjektif koşula yönelik hukuka uygun gerekçeler takdire ilişkin olduğundan, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır.
İnceleme konusu somut olayda; suç tarihi itibariyle kasıtlı suçtan mahkumiyeti bulunmayan sanık hakkında, katılana yönelik hakaret ve yaralama suçlarından adli para cezası verildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, sanığın uygulanmasını talep etmesine rağmen değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun objektif şartlarının oluşması karşısında, mahkemece subjektif koşul da değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun değerlendirmesiz bırakılması hukuka aykırıdır.
4- 18/12/2019 tarihli (2) numaralı istem açısından;
Sanık …’nın, yargılama aşamasında alınan beyanlarında lehe hüküm talebinin bulunmaması karşısında, hakimin takdirinde olan sanık hakkında TCK’nın 62. maddesinin uygulanmaması hususu hukuka aykırı bulunmamıştır.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamelerdeki düşünceler kısmen yerinde görüldüğünden,
1- Sanık …’nın kasten yaralama suçundan (2) ve (4) numaralı istemler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
2- a. Sanık …’nın hakaret suçundan mahkumiyetine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği tebliğnamedeki (1) numaralı istem yerinde görüldüğünden, kurulan İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/2019 tarihli ve 2018/768 esas, 2019/292 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
b. Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın hakaret suçundan BERAATİNE, hükmolunan cezanın çektirilmemesine,
3- a. Sanık …’nın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği tebliğnamedeki (3) numaralı istem yerinde görüldüğünden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/2019 tarihli ve 2018/768 esas, 2019/292 sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
b. CMK’nın 309/4-b fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına,
4- (2) nolu bozma kararının niteliğine göre, sanık … hakkında hakaret suçu yönünden (2), (3) ve (4) numaralı istemlerin incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 14/06/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.