Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2021/30210 E. 2021/27719 K. 25.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/30210
KARAR NO : 2021/27719
KARAR TARİHİ : 25.11.2021

KARAR

Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/2 delaletiyle 125/1, 125/4, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.740,00 Türk lirası adlî para cezası, yine adı geçen suça sürüklenen çocuğun, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan, anılan Kanun’un 299/1, 299/2, 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 10/05/2019 tarihli ve 2018/235 esas, 2019/894 sayılı, Söke 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08/05/2018 tarihli ve 2018/98 esas, 2018/331 sayılı kararlarını kapsayan dosyalar incelendi.
İstem yazılarında;
1-“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 29/12/2015 tarihinde facebook internet paylaşım sitesinde “… üçüncü köprünün adını … koyda bütün ülke üstünden geçsin” şeklindeki müşteki …’a yönelik paylaşımı nedeniyle anılan Mahkemenin 10/05/2019 tarihli kararı ile hakaret suçundan hüküm kurulmuş ise de; sanığın aynı paylaşımı nedeniyle Söke 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 10/05/2019 tarihli ve 2018/98 esas, 2018/331 sayılı kararı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bir fiil ile Cumhurbaşkanına hakaret ve hakaret suçlarının oluştuğu, sanığın hukukî durumunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca farklı nevi’den fikri içtima hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesi gereğince fikri içtima hükümleri gereğince dosyaların birleştirilerek ağır olan cezayı gerektiren suçtan ötürü cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde her bir suç yönünden mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararların bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 14/01/2021 gün ve 94660652-105-09-16188-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunur.” denilmekte,
2- “Dosya kapsamına göre;
Kayden 01/04/1998 doğumlu olup atılı suçun işlendiği 29/12/2015 tarihi itibariyle 15-18 yaş grubu aralığında bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında tayin olunan cezadan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31/3. maddesi gereğince indirim yapılması gerekirken 31/3. maddesi gereğince indirim yapılarak fazla ceza tayin edilmesinde,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/8 ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddeleri uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde 3 yıl denetim süresi belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, 5 yıl denetim süresi belirlenmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 20/12/2019 gün ve 94660652-105-09-16188-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunur.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
1-Ceza Genel Kurulu’nun 18/10/2018 tarihli ve 2015/1-158 esas, 2018/444 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonunun 03/08/2004 tarih ve 1/593-60 sayılı raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde halinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun’un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun’un 44. maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 44. maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanması imkânı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı TCK’nın 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Bu bağlamda “aynı suç” ile “farklı suç” kavramlarının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 44. maddesinin gerekçesinde; “Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, anılan maddede yer alan “farklı suç”tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanunu’nda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hâli ile nitelikli hâli ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs hâlinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hâllerinde de aynı suç söz konusu olacaktır.
İnceleme konusu somut olayda; Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 10/05/2019 tarih ve 2018/235 esas, 2019/894 sayılı kararı ile 29/12/2015 tarihli hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk …’ın TCK’nın 125/1, 125/4 ve 62/1. maddeleri gereğince 1.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve bu karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Suça sürüklenen çocuk hakkında 29/12/2015 tarihli aynı eylemiyle birlikte 07/09/2015 tarihli eylemi nedeniyle, zincirleme biçimde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan, Söke 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08/05/2018 tarih ve 2018/98 esas, 2018/331 sayılı kararı ile zincirleme biçimde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan TCK’nın 299/1, 299/2, 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve bu karar da itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Suça sürüklenen çocuğun 29/12/2015 tarihli eyleminin, TCK’nın 299/1. maddesinde tanımlanan Cumhurbaşkanına hakaret ve aynı Kanun’un 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçlarını oluşturduğu, bu nedenle aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan her iki dosyanın birleştirilerek, TCK’nın 44. maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuğun en ağır cezayı gerektiren Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması gerekirken, aynı eylem nedeniyle iki ayrı suçtan mahkumiyet hükümleri kurulup, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
2-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5377 sayılı Kanun ile değişik 31/3. maddesinde, “Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz.” ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesinde, “Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda, Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından denetim süresi üç yıldır.”
hükümleri yer almaktadır.
Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08/05/2018 tarihli ve 2018/98 esas, 2018/331 sayılı kararına konu somut olayda; dosyadaki nüfus kayıt belgesine göre, 01/04/1998 doğumlu olup suçun işlendiği 29/12/2015 tarihinde, 15 yaşını bitirip 18 yaşını doldurmayan suça sürüklenen çocuğa verilen hapis cezasında, 5237 sayılı TCK’nın 31/3. maddesi gereğince indirim yapılması gerektiği gözetilmeden, fazla ceza tayin edilmesi, ayrıca 3 yıl yerine 5 yıl denetim süresi belirlenmesi hukuka uygun bulunmamıştır.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamelerde yer alan düşünceler yerinde görüldüğünden,
1-Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 10/05/2019 tarihli ve 2018/235 esas, 2019/894 sayılı, Söke 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08/05/2018 tarihli ve 2018/98 esas, 2018/331 sayılı kararlarının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2-Aynı Kanun’un 309/4-a maddesi gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi