Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2021/7895 E. 2023/15736 K. 07.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/7895
KARAR NO : 2023/15736
KARAR TARİHİ : 07.03.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel Mahkemece sanık hakkında hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyizinin suç işlemediğine, mahkemenin delilleri hatalı takdir ettiğine, somut delil olmamasına rağmen şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat etmesi gerekirken hakkında verilen mahkumiyet hükmünün usul ve Yasa’ya aykırı olduğuna, vesaireye yönelik olduğu görülmüştür.
III. OLAY VE OLGULAR
Polis memuru olan mağdurun olay günü Cumhuriyet bayramı sebebiyle yürüyüş yapılacak olan cadde üzerindeki park edilmiş araçları kaldırmakla görevli olduğu, sanığın ise caddeye araç park ettiği, mağdurun sanığı hatalı park sebebiyle uyardığı, taraflar arasında bu sebeple başlayan tartışmadan sanığın “G…nüz yiyorsa …’da size taş atanlara ceza yazın, yaz lan yaz, sonra da o ceza makbuzunu g…üne sok.” demek suretiyle kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.
IV. GEREKÇE
Sanığın Temyiz Sebepleri ve Sair Yönler Bakımından
Sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmemesi, sanığın arkadaşı olan tanık …’nin mağdurun beyanını desteklememesi, olay tutanağında imzası olan tanık polis memuru …’nın da sanığın mağdura yönelik hakaret içeren bir söz söylediğini duymadığını beyan ederek tutanağın içeriğini doğrulamaması karşısında; mağdurun soyut beyanlarından başka sanığın cezalandırılmasına yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.03.2023 tarihinde karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)

KARŞI OY

Dosya kapsamına göre özetle, müşteki …’in trafik polisi olduğu, olay günü sanığın da içinde bulunduğu aracın hatalı olarak park edildiği, sürücünün işi nedeniyle kısa süreliğine oradan ayrıldığı ve sanığın araç içerisinde onu beklediği sırada olay yerine gelen müştekinin yasal işlem yapmak istemesi üzerine çıkan tartışmada sanığın kamu görevlisine hakaret ettiği iddia ve kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiştir. Sanığın atılı suçu işlemediğini ve mahkumiyetine yeter somut kanıt bulunmadığını ileri sürerek süresinde hükmü temyiz etmesi üzerine Dairemizce değerlendirilmiş, sayın çoğunluk tarafın “sanığın atılı suçu kabul etmemesi, tanıkların iddiayı doğrulamaması ve müştekinin soyut beyanı dışında cezalandırılmasına yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Kanaatimizce Yerel Mahkemenin sanığın atılı suçu işlediğini kabul ederken dayandığı kanıt ve gösterdiği gerekçeler yeterli olduğundan bozma nedeni yerinde değildir. Şöyle ki;
Sanıkla aralarında daha önceye dayalı tanışıklık ve husumet bulunmayan müşteki, kamu görevlisidir ve aşamalarda istikrarlı biçimde sanığın hakaret eylemini gerçekleştirdiğini belirtmiştir.
Sanık atılı suçu kabul etmemekle birlikte içinde bulunduğu aracın hatalı park ettiğini ve müştekinin işlem yapmak istemesi üzerine aralarında tartışma yaşandığını kabul etmiştir.
Tanık …’nın polis memuru olup sanık ve arkadaşının müştekiyle tartışması ve yardımcı kuvvet istenmesi nedeniyle olay yerine gitmiştir. Olay yerine gittiğinde sanık ve yanındaki kişinin müştekiye yüksek sesle bağırdığını ve müştekinin sanığa “Sen bana yazdığın makbuzu g…ne sok, dedin mi demedin mi” şeklinde soru sorduğunu, sanığın buna cevap vermediğini aşamalarda anlatmıştır. Adı geçen tanık hakaret eylemi sırasında olay yerinde bulunmadığı ve sonradan geldiği için suç teşkil eden fiili duymaması olağandır. Tartışma ve sanığın bağırıp çağırma eylemini duymuş ve görüp duyduğu kısmı bakımından müştekinin iddiasını doğrulamıştır. İlk başta olay yerinde olmadığı için hakaret eylemini duymadığını söylemesi müşteki beyanı ile çelişki oluşturmaz.
Sanığın arkadaşı olan ve aracını hatalı park eden tanık …’de sanıkla müştekinin tartışmasını, müştekinin sanığa “Sen bana küfür ettin.” dediğini duyduğunu belirtmektedir.
Hakaret eylemi sonrası alınan kayda ilişkin CD izleme tutanağına göre ise sanığın müşteki ile tartıştığı, müştekinin sanığa “..siz bana küfür ediyorsunuz, siz bana al cezayı g…ne sok diyemezsiniz, ben size ne dedim, hakaret mi ettim, aracınızı kaldırın dedim, siz bana küfür ediyorsunuz” dediği, bu içeriğe göre sanğın hakarette bulunduğu ve müştekinin bundan yakındığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu kanıtlar dikkate alındığında kamu görevlisi olan ve sanığa iftira atması için ileri sürülüp kanıtlanmış neden bulunmayan müştekinin aşamalarda istikrarlı biçimde kendisine hakaret edildiğini belirttiği, CD izleme tutanağının ve olay yerine sonradan gelen tanık …’nın gördüğü bölüm itibarıyla müştekiyi doğruladığı anlaşılmaktadır. Tanık … ise sanık ile birlikte hareket eden kişi olduğu açıktır. Bu durumda mahkemenin eylemi sabit kabul etmesi dosyadaki kanıtlara uygundur. CMK’nın “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı 217 nci maddesi “(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm ceza muhakemesi hukukunun ispata ilişkin temel ilkelerinden olan delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesini düzenlemektedir. Bu ilke uyarınca mahkemenin delillerle doğrudan temas etmesi ve bunun sonucunda fiilin nasıl gerçekleştiği konusunda vicdani kanaat edinmesi gerekir. Anılan ilke ve amir hüküm gereğince yasal delillere dayanmak ve gerekçesini göstermek kaydıyla maddi gerçeği belirleme yetkisi delillerle temas eden yerel mahkemeye aittir. Somut olayda tarafları ve tanıkları dinleyen mahkeme yukarıda özetlenen kanıtlarla desteklenen müşteki beyanına itibar etmiş ve bunun gerekçesini göstermiştir. Yargıtay’ın yerel mahkemenin yerine geçerek, doğrudan doğruya temas etmediği ve huzurunda tartışılmayan delilleri değerlendirerek farklı sonuca varması CMK’nın 217 nci maddesine aykırıdır.
Sonuç olarak; Yerel Mahkemenin maddi gerçeği belirlerken yargılama ilkelerine uygun olarak topladığı ve huzurunda tartışılmış yasal delillere dayandığı, müştekinin beyanlarını üstün tutmasına ilişkin gerekçeleri gösterdiğinden eylemi sabit kabul etmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı, yasal delillere dayanılmasına ve gerekçesinin gösterilmesine rağmen temyiz incelemesi sırasında kanıtlar yeniden değerlendirilerek farklı sonuca varılmasının CMK’nın 217 nci maddesine aykırı olacağı kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun mahkûmiyet hükmünün bu gerekçeyle bozulmasına dair düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.