YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7184
KARAR NO : 2011/7382
KARAR TARİHİ : 22.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı………,San. Tic. Ltd. Şti ve … aleyhine 15/07/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/02/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı ………, San. Tic. Ltd. Şti vekili Avukat … tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı Diyalog Gazeticilik San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı Şirket’e ait Yeni Şafak isimli gazetenin 05/07/2008 günlü sayısında davalılardan …’ın yapmış olduğu açıklamada müvekkilinin hedef gösterildiği, kamuoyunda ergenekon davası kapsamında elde edilen bir CD’den hareketle yayımlanan haberin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir.
Davalı ……., San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ise, kamuoyunda Ergenekon davası soruşturması olarak bilinen dava kapsamında elde edilen bir CD içeriğine dayanarak hazırlanan dava konusu haberin görünür gerçekliğe ve hukuka uygun olduğunu, dangalakça sözünün davacıya yönelik olmadığı, habere konu edilen saldırıya yönelik eleştiri olduğunu belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece; davacının, bir soruşturma kapsamında ev veya işyerinde yapılan aramada, İzmir Nato Üssüne saldırı planı taşıyan bir CD bulunduğu anlaşılamamış, haberin gerçek olmadığı, gerçek olsa bile henüz bir iddia olan bir durumun sanki kesinlikle doğruymuş gibi bu yazıya konu yapılması, üstelik hakeratamizce “dangalakça” kelimesinin kullanılarak nitelendirilmesi açıkca davacının kişilik haklarına yönelik ağır ve haksız saldırı niteliğinde olduğu gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle
içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Medeni Yasası’nın 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararına daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davalı şirkete ait yeni Şafak gazetesinin 15.07.2008 günlü sayısında “Bu saldırı dangalak işi” haber başlıklı yazıda, “İP Lideri …’ten çıkan İzmir Nato Üssüne saldırı planı ile teröristlerin eylemleri arasında benzerlik olduğunu vurgulayan ……,, saldırının son derece plansız ve dangalakça yapıldığını söyledi” biçimindeki anlatımlara yer verilmiştir.
Yazıda geçen Dangalakça ibaresi davacıya yönelik değil, saldırının amatörlüğüne yöneltilmiş bir eleştiridir. Bu bakımdan davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmaz.
Dava konusu haberin içeriği ile birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ABD konsolosluğuna yapılan saldırının eleştirildiği, kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen, yargılamanın dayanağı olan belgelere dayanılarak yayımlanan haberin görünür gerçekliğe uygun olduğu, hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılmaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23/06/2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M) (M)
KARŞI OY YAZISI
Davaya konu olan gazete haberinde bir soruşturma kapsamında yapılan aramada İ.P. Lideri …’ten elde edilen İzmir Nato Üssüne saldırı planı ile ABD Başkonsolosluğuna yapılan saldırı arasında benzerlik olduğu vurgulanarak, saldırının son derece plansız ve “dangalakça” yapıldığı bildirilmiştir. Yazıda geçen “dangalakça” ibaresi davacıya yönelik değilse de; davacının bir soruşturma kapsamında ev veya işyerinde yapılan aramada İzmir Nato Üssüne saldırı planı taşıyan bir CD’ye rastlanmadığı, davalı yanında böyle bir CD’nin varlığından bahsetmediği, getirtilmesini de talep etmediği, bu yönüyle haberin gerçek olmadığı, bu durumda davalı tarafın gerçek olmayan haber vermekle davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu anlaşıldığından usul ve yasaya uygun olan kararın onanması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 23/06/2011