YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4084
KARAR NO : 2012/7742
KARAR TARİHİ : 03.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı …ve diğerleri aleyhine 11/12/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/12/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalılar vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Dava konusu haber, Bugün Gazetesinin 19.11.2009 günlü sayısında “Trilyonda bir ihtimal gerçek oldu” başlığıyla yayınlanmış olup; “…Yargıtay Savcısı …’nun dinlendiği şüphesi ile mahkemeye başvurduğu, talebinin reddedildiği, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi’ne itiraz ettiği, Hakim …’ın TİB’e baskın yapılması kararı verdiği, baskının Ankara 1.Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi … tarafından gerçekleştirildiği, …başvuruyu yapan savcı da baskın kararı alan hakim de baskını gerçekleştiren hakim de Ergenekon soruşturması kapsamında yasal olarak dinleniyormuş!…trilyonda bir ihtimal gerçek oldu….” Biçiminde verildiği görülmüştür.
Aynı davacı tarafından benzer nitelikte bulunan haberler nedeniyle farklı yayın kuruluşları aleyhinde açılmış bulunan dairemizin temyiz incelemesi aynı gün yapılan 2011/2590 ve 2011/5638 esas sayılı dosyaları arasında bulunan Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün cevaplarında, davacı hakkında 101-03-06-4407-2009 sayılı dosya ile Ergenekon davasına ilişkin inceleme yapıldığı, mahkeme kararları ile iletişiminin telekomünikasyon yoluyla dinlenmesine karar verildiği, sonuçta iddiaların doğrulanmaması nedeni ile 16.11.2009 gününde verilen olurla işlem yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, anlaşılmaktadır.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece
kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya gelince; davacı, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi olarak Sincan Ağır Ceza Mahkemesinden gelen soruşturmanın genişletilmesine yönelik evrak gereğince TİB’de keşif yaparak incelemelerde bulunmuştur. Her ne kadar davacı haberin gerçeğe aykırı olarak verildiğini iddia etmiş ise de, Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün ve Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın cevaplarından davacı hakkında Ergenekon soruşturması kapsamında inceleme yapıldığı ve iletişiminin tespitine karar verildiği, sonuçta iddiaların doğrulanmaması nedeni ile işlem yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, TİB’de yapılan keşif nedeni ile de davacı hakkında soruşturma açıldığı, bu soruşturmanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Şu durumda haber bir bütün olarak değerlendirildiğinde görünür gerçeğe uygundur. Gazetecilik tekniği gereği kullanılan dikkat çekici başlık ve üslup özle biçim arasındaki dengeyi bozar nitelikte bulunmamaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçe ile bir bölümünün kabul edilmiş bulunması doğru olmayıp kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03/05/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemece davacının kişilik haklarına saldırı oluştuğu yolundaki belirleme yerinde olup hükmedilen tazminat miktarı şu aşamada gündeme gelmediğinden bu konuda bir görüş beyan etmeksizin dairemiz çoğunluğunun bozma kararına katılmıyorum. 03/05/2012
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 03/05/2012