YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4697
KARAR NO : 2012/6837
KARAR TARİHİ : 19.04.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … AŞ. ve diğerleri aleyhine 30/04/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalılar … Yay. Hiz. AŞ. ve … yönünden husumetten reddine, davalı … … hakkında kısmen kabulüne dair verilen 12/10/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Davalı … …’in temyiz itirazları yönünden:
Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılar … Yayıncılık Hizmetleri AŞ. ve … yönünden davanın husumetten reddine, davalı … … yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, … TV logosu ile yayın yapan davalı yayın kuruluşunda, diğer davalı …’in yorumcu olarak katıldığı 17/11/2008 tarihli “Medya’da Bugün” adlı programda söylenen sözlerin, ekranda sürekli görünen yazıların ve sunucunun kendi yorumunu açıklamak üzere kullandığı cümleleri ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarını istemiştir.
Davalılar ise, davanın husumetten ve esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, yayının … Haber TV de yapıldığı, davanın … Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.ne yöneltildiği, … TV ile … Haber TV.nin tüzel kişiliklerinin farklı olduğu ve …’inde … Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.nin Yönetim Kurulu Başkanı bulunduğu sabit olduğundan … Yayıncılık Hizmetleri A.Ş. ile … ile ilgili olarak dava dilekçesinin husumet yönünden reddine,diğer davalı … … yönünden ise,davacı hakkında yapılan yorumların ağır eleştiri sınırlarını aştığı, yayın bütünü ile ele alındığında davacı tarafın sert eleştirisi yanında, davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı gerekçesiyle kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu 17.11.2008 tarihli Televizyon yayınında: “Bütün dengesizliği içinde, bütün o şizoitliği içinde aynı kelimeleri defalarca tekrarlayarak bir yerlere mesaj vermeye çalışıyor … “Özellikle de terörist başına”, “bu tür adamlar ekranlara çıkıyorlar ve Genel Kurmay Başkanımıza, askerlerimize, çeşitli, Türkiye’nin önde gelen tanınmış isimlerine methüsenalarda bulunuyorlar, Atatürk’le ilgili, yere göğe sığdıramayacak sözler sarf ediyorlar ve insanlar da sanıyor ki bunlar gerçekten Atatürk’çü, gerçekten Kemalist, gerçekten Türk ordusunu seven insanlar, bu görüntünün, bu gibi yazıların … ile ilgili olan önemi işte bu nokta, bizler oyunu gösteriyoruz, oyun bu, yani size sağdan yaklaşan bu adamlar, yani sureti hakdan gözüken bu adamlar aslında sizin etrafınızı alarak çok büyük bir tuzak kuruyorlar,…bu tür bir adamı metheden bir adam ne tür bir adamdır o çıkarsamayı vatandaşımızın yapması lazım” vs yorumlarla davacının terör örgütü … yöneticileriyle çekindiği fotoğraflar ve katıldığı bazı görüşmelerdeki beyanatları ve videoların yayınlandığı dosya içerisindeki CD çözümünden anlaşılmaktadır.
Dava konusu yayın, davacının kamuoyuna yansımış kendisi tarafından da dile getirilen beyanatları üzerine yapılmış olup; haberde değinilen bir kısım olgular da yürütülmekte olan bir soruşturma çerçevesinde davacının verdiği röportajlara dayanmaktadır. Şu durumda, yayın görünür gerçeğe uygun olup, konunun önem ve değeri göz önünde tutulduğunda düşünsel bağlılığın korunduğu da kabul edilmelidir. Açıklanan nedenler karşısında, çatışan yararlar dengesinin davacı aleyhine bozulmadığı, yayının eleştiri boyutunda kaldığı ve davalı yönünden hukuka uygunluk nedeninin gerçekleştiği benimsenmelidir. Mahkemece, istemin tümden reddedilmesi gerektiği gözetilmeyerek yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
2-Davalılar … Yayıncılık Hizmetleri AŞ ve … ‘in temyizi yönünden:
Karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3/2. maddesi gereğince müteselsilen sorumlu olanlar aleyhine açılan davanın kısmen kabul kısmen reddine, red sebebi farklı olan davalılar yararına ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir edilir. Yerel mahkemece, hakkındaki istem farklı bir hukuki nedenle (husumet nedeniyle) reddedilen davalılar … Yayıncılık Hizmetleri AŞ ve … yararına, yukarıda açıklanan düzenleme gereğince ayrı vekalet ücreti takdir edilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (1 ve 2) sayılı bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/04/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 19/04/2012