YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9987
KARAR NO : 2012/13492
KARAR TARİHİ : 25.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar … vdl. vekili Avukat … tarafından, davalılar … vd. aleyhine 12/09/2007 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/05/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.Yerel mahkemece açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, davalı …’in tam kusuru ile meydana gelen trafik kazası sonucu yakınlarının hayatını kaybettiğini beyanla uğradıkları manevi zararların tazminini talep etmişlerdir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlar, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
1- Dosya kapsamından, davalı …’ın araç maliki olduğu anlaşılmaktadır. Adı geçen davalı aracın işleteni olmadığına dair herhangi bir savunma, delil ve belge de ibraz etmemiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3. maddesi hükmüne göre, başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiğini ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğunu ispat edemediği takdirde kayda göre araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralanması, ariyeti veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişi; işletendir. Aynı kanunun 85. maddesi hükmüne göre ise, bir motorlu aracın işletilmesinden doğan zarardan o aracın işleteni sorumlu olur hükmü gereği davalı araç malikinin işleten sıfatıyla sorumlu tutulması gerekirken, hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
2- Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir
hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Davaya konu olayda; olayın oluşu, olay tarihi, kusur durumu, vefat edenin yaşı, davacılara olan yakınlık derecesi birlikte değerlendirildiğinde hükmedilen manevi tazminat azdır, daha üst düzeyde tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekir.
SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı yanın yargılama harcına yönelik temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15/09/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.