Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2014/16089 E. 2015/11756 K. 20.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16089
KARAR NO : 2015/11756
KARAR TARİHİ : 20.10.2015

MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 13/09/2012
NUMARASI : 2010/302-2012/312

Davacılar T.. D.. ve diğeri vekili Avukat Şaban tarafından, davalılar S. Sibel ve diğerleri aleyhine 14/04/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 13/09/2012 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davalı N.. G.. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 20/10/2015 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat Şaban ile karşı taraf davalılardan N.. G.. vekili Avukat Özge ve davalılar N. Başak, A.. B.. vekili Avukat Burak geldiler. Diğer davalı S. Sibel adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Dava, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, husumetten ve esastan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar ile davalılardan N.. G.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, müvekkili K.. D..’ın, davalı doktorlarca isteği dışında kısırlaştırıldığını ve davalıların müvekkilinin organ kaybına uğramasına sebep olduklarını, davalı doktorların gereken özen ve dikkati göstermediklerini, davalı doktorların kusurlu hareketleri nedeniyle müvekkillerinin telafisi mümkün olmayan zararlara uğradığını, beyan ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece davanın, hem esastan hem de pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı HMUK’a göre, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan, taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def’i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir. Kaldı ki karar tarihinde yürülükte olan 6100 sayılı HMK 114/1-d maddesine göre de artık dava şartı olmuştur. Taraf itirazı olmasa dahi mahkemece, evvelemirde tarafların husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı resen araştırılmalı, husumet düştüğü belirlendiği takdirde işin esası incelenmelidir.
Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy. K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan sorumluluk hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır. Davaya konu edilen olayda, davacılar, davalı doktorların tedavi hatası yaptıklarını iddia ettiğine göre, Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince davalılara husumet düşmez.
Şu durumda, yerel mahkemece yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve açıklamalar gözetilerek, davalılar hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, hem esastan hemde husumetten reddine karar verilmesi doğru değilse de, mahkeme kararı sonuç olarak doğrudur. O nedenle 6217 sayılı Kanun’un 30.maddesi ile 6100 sayılı HMK’ya eklenen geçici 3. madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK’nun 438/9 maddesi uyarınca gerekçe değiştirilerek karar onanmalıdır. Bu nedenle de davalı N.. G.. vekilinin vekalet ücretine yönelik olan temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının gerekçesinin değiştirilmesine, kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve davalılar N.. G.., N. Başak ve A.. B.. yararına takdir olunan 1.100,00 TL duruşma avukatlık ücreti ile aşağıda yazılı onama harcının 27,70 TL’sinin davacılara, 27,70 TL’sinin de davalı N.. G..’e yükletilmesine peşin alınan harçların bundan mahsubuna 20/10/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.
Dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalının salt kişisel kusuruna dayanıldığının anlaşılması karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında, olayla ilgili olarak ceza davasında alınan Adli Tıp Kurumu raporuna göre davalıların kusurlu bir eylemi bulunmadığının anlaşılması karşısında, mahkeme kararının bu gerekçeyle onanması gerektiği kanaatindeyim. 20/10/2015