YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/17748
KARAR NO : 2015/14288
KARAR TARİHİ : 08.12.2015
…..
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar ….. ve diğeri aleyhine 09/07/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/09/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacının diğer temyiz itirazına gelince;
Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı vekili, davalı şirketin sahibi bulunduğu “….” gazetesinde yayınlanan ve diğer davalı … tarafından kaleme alınan 17/07/2009 tarihli “Nasıl bir yargı bu?” başlıklı, 18/07/2009 tarihli “Yargıca bak” başlıklı, 24/07/2009 tarihli “Bir adam, çok cinayet” başlıklı, 26/07/2009 tarihli “…” başlıklı, 31/07/2009 tarihli “….. cinayeti” başlıklı, 01/08/2009 tarihli “Yargı dağılırken” başlıklı ve 04/08/2009 tarihli “Sır kalmayacak” başlıklı yazılarda, hukuka aykırı şekilde müvekkilinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde, küçük düşürücü, aşağılayıcı söz ve ifadelere yer verildiğini belirterek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir.
Davalılar vekili, yazıların görünürdeki gerçeğe uygun olduğunu, haberin güncel ve kamu görevlisi olan davacının geçmiş görevleri ile ilgili olduğunu, bunların kamuoyunca bilmesinin bir hak olduğunu, gazetecinin maddi gerçeği bulmak gibi bir zorunluluğun bulunmadığını, davacının kişilik haklarına saldırı veya benzeri bir amaç bulunmadığını, hakaret içeren söz ve ifadeye yer verilmediğini, ayrıca basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini beyanla, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 17/07/2009 tarihli “Nasıl bir yargı bu?” başlıklı, 18/07/2009 tarihli “Yargıca bak” başlıklı, 24/07/2009 tarihli “Bir adam, çok cinayet” başlıklı yayınlar için davanın kısmen kabulüne, diğer yayınlar yönünden istemin reddine karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın 2014/17748 dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
-/-
-2-
2014/17748-2015/14288
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda,basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yayınlardan 26/07/2009 tarihli “Uzaylılar” başlıklı yazıda, düzenlediği iddianameden dolayı bir savcının meslekten atıldığı ileri sürülerek HSYK’nın bazı icraatları eleştirildikten sonra, davacının “…..” savcılarını yerlerinden etmeye çalıştığı, bir çetenin soruşturulmasını engellemek istediği belirtilerek davacının, Sabancı cinayeti ve kamuoyunda “….” olarak adlandırılan dava ile bağlantılı olduğu ima edilmiştir. Bu nedenle öz ve biçim dengesi bozulmuş, eleştiri sınırı aşılmıştır. Şu durumda, yayın hukuka aykırıdır. Bu yayın yönünden de davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir. Karar, bu bakımdan yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
3- Davalıların diğer temyizine gelince; davaya konu edilen 17/07/2009 tarihli “Nasıl bir yargı bu” başlıklı köşe yazısında, doğrudan davacının kişilik hakları hedef alınmamış, …. bir Cumhuriyet Savcısı ile ilgili olarak meslekten çıkarılma işlemi eleştirilmiş, yine bir kısım hakim ve savcı atamaları ile ilgili yorumlar yapılmıştır. Yazıda geçen “…Yaptıkları çok açık bir suç ortaklığıdır, …. ve …. … cinayetlerini soruşturan savcıların önünü kesmeye çalışıyorlar” şeklindeki ifadeler yazarın bu olguya ilişkin yorumunu ve değer yargılarını içermekte olup davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımamaktadır. Mahkemece bu husus gözetilerek 17/07/2009 tarihli köşe yazısına yönelik istemin reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle davalıların bu yazı nedeniyle de sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda (2) numaralı bentte gösterilen nedenlerle 26/07/2009 tarihli yayın yönünden davacı yararına ve (3) numaralı bentte gösterilen nedenlerle 17/07/2009 tarihli yayın yönünden davalılar yararına oybirliğiyle BOZULMASINA, tarafların diğer temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte gösterilen nedenlerle oyçokluğuyla reddine 08/12/2015 gününde karar verildi.
(M) (M)
-/-
-3-
2014/17748-2015/14288
KARŞI OY YAZISI
Dava yayın yoluyla kişilik haklarına yapılan saldırı nedenine dayalı manevi tazminat davasıdır.
Davacı vekili davalı şirketin sahibi olduğu …. Gazetesi’nde yayınlanan ve diğer davalı … tarafından yazılan 17/07/2009, 18/07/2009, 24/07/2009, 26/07/2009, 31/07/2009 ve 01/08/2009 tarihli yayınlarda müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Mahkemece 17/07/2009, 18/07/2009 ve 24/07/2009 tarihli yayınlar nedeniyle davanın kısmen kabulüne, diğer yayınlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde 2 ve 3 no’lu bentlerde belirtilen nedenlerle yapılan bozma kararına katılmakla birlikte 1 no’lu bentte belirtilen 31/07/2009 tarihli “Sabancı cinayeti” başlıklı yayın ile 04/08/2009 tarihli “Sır kalmayacak” başlıklı yayınlarda davacının Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ve HSYK’daki görevli olduğu dönemde ….. cinayeti ile ilişkilendirilmesi ve bu konunun yazı dizisi halinde sürekli gündeme getirilmesi davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmektedir. Bu yayınlar yönünden de TBK’nın 58. (eBK 49) ve TMK’nın 24 ve 25. maddelerindeki manevi tazminat koşulları oluştuğu düşüncesiyle değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 08/12/2015