Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2016/13696 E. 2019/3570 K. 25.06.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/13696
KARAR NO : 2019/3570
KARAR TARİHİ : 25.06.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 05/02/2015 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/05/2016 günlü kararın Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 25/06/2019 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davalılar vekili Avukat… geldi, karşı taraftan davacı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili; 28/01/2000 tarihinde vefat eden İzzetin Yıldırım’ın kardeşi ve kanuni mirasçısı olduğunu, davalılardan …’ün ise ülke çapında yayınlanan “Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Sait Nursi ve İlmi Şahsiyeti” isimli kitabın yazarı ve diğer davalının da eserin yayıncısı olduğunu, kitabın ikinci cildinin 950. sayfasında Mustafa Barzani’ye ait olduğu iddia edilen ve “Kürtçe aslından tercümedir” denilmek suretiyle uydurma bir belgenin tercümesinin yayımlandığını, “Faaliyet-il Hizbül Berzaniyye Takribül Ekradiye” başlığını taşıyan anılan belgenin içeriğine göre, Mustafa Barzani’nin Türkiye’de davasını yaymak ve örgütlenmek istediği, fakat Türkiye’deki nurcuların buna engel olduğu belirtilmek suretiyle, taraftarlarının bu durum karşısındaki hareket tarzlarının anlatıldığını, bu meyanda anılan belgenin 4 numara başlığı altındaki bölümünde, nur hareketi içinde kendilerine yakın gördükleri ve bilhassa Kürt asıllı olanların etrafında bir hizip oluşturulması, bu kişilerin çevre edinebilecek ayrı bir grup oluşturabilecek nitelikte olmasına dikkat edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, örnek olarak da Ankara’da bulunan Molla Sıddık ile Eskişehir’de bulunan Molla İzzet (İzo) isimli kişilere yer verildiğini ve belge içeriğinde ithamlarda bulunulduğunu, bu durumun kişilik haklarına saldırı içerdiğini belirterek, “Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Sait Nursi ve İlmi Şahsiyeti” isimli kitabın 2. cildinin toplatılması ve davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalılar vekili; uyuşmazlığa konu belgenin kürtçe aslından bire bir çeviri olduğunu, telif hakları uyarınca belgenin kaynağına ilişkin her türlü ifadeye yer verildiğini, dolayısıyla davalılar tarafından oluşturulmayan bir belgeye ilişkin uyuşmazlığın doğrudan davalılara yöneltilmesinin usule aykırı olduğunu, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, davalılar tarafından kaleme alınan eserin yayın yılının 2013 olduğunu, kitabın yayın tarihinin üzerinden 2 yıl geçtikten sonra açılan davanın zamanaşımına uğradığını, davacının uzmanlık alanı olan arşiv belgeleri derlenerek tarihe ilişkin bilinmeyen veya yanlış bilinen olayların aydınlatılmasının amaçlandığını, Bediüzzaman’ın 1918-1934 tarihleri arasındaki hayatını anlatan, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi ile ilgili içeriği ihtiva eden, yakın tarihe ilişkin bir kitap olduğunu, kitabın daha önce yayınlanan veya yayınlanmayan belgeler ve bilgiler derlenmek suretiyle oluşturulduğunu, uyuşmazlık konusu edilen belgenin uydurma bir belge olmadığını, belgeye ilişkin herhangi bir yorum, kişisel görüş bildirimi ve beyanın söz konusu olmadığını, belgenin içeriğinde hakaret, incitici veya küçük düşürücü nitelikte bir ibare bulunmadığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalıların yayınladıkları kitap ile daha üstün nitelikte ya da kamusal bir yarar söz konusu olmaksızın, davacının kardeşini kötüledikleri gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen “bilgiler” ya da “düşünceler” için değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir: çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. (Handyside-Birleşik Krallık, §49). 10. maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli v.-Türkiye kararı). İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediği aşağıdaki kriterler uygulanarak tespit edilmelidir.
1-Müdahalelerin hukuken öngörülmüş olup olmadığı:
AİHS’nin 10/2. maddesinde yer alan “yasayla öngörülme” ifadesi ilk olarak, ifade özgürlüğüne müdahalenin iç hukukta bir dayanağı olmasını gerektirir. Ancak, söz konusu ifade, hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, no. 39288/98; Ürper vd.-Türkiye, 55036/07). Bu kapsamda yapılan değerlendirmede TC Anayasası 26, TMK 24 ve TBK 58 maddesi dikkate alındığında bu müdahalenin “hukuken öngörülmüş” olduğu konusunda tartışma bulunmamaktadır.
2-Müdahalenin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu:
Sözleşmenin 10/2. maddesine göre, bu özgürlüklerin kullanılması demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya “yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması” için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak, ifade özgürlüğünün sözleşmenin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen fikirler için değil, aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden fikirler için de uygulandığını, bunun çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın demokratik toplum olamayacağını belirtmiştir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir.
Somut davada; davalı Prof. Dr. …’ün Hukuk Tarihi ve İslam Hukuku alanlarında uzmanlaştığı, diğer davalı …’nın başkanı olduğu, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Uzman Müşavir ve Devlet Arşivleri Danışma Kurulu üyeliği sıfatlarıyla araştırmalarda bulunduğu, tarihçi ve araştırmacı yazar ve öğretim görevlisi olarak ifade ve yayın özgürlüğü kapsamında yoruma yer vermeksizin elde edilen belgeye kitabın bir sayfasında yer verildiği ve bu özgürlük çerçevesinde kaleme alınan eserde, davacının kardeşine yönelik kasti ifadeler ve kişilik haklarına saldırı bulunmadığı gözetildiğinde, davanın tümden reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve davalılar yararına takdir olunan 2.037,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.