Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2018/3643 E. 2019/3514 K. 24.06.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3643
KARAR NO : 2019/3514
KARAR TARİHİ : 24.06.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 20/02/2018 gün ve 2018/22-2018/1084 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’un 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ve aynı kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 2. ve 4/b-1. maddeleri gereğince takdiren 370,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve aşağıda yazılı ret karar harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine 24/06/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava ile ilgili bilgiler ilamda yer aldığından ayrıca yer verilmeyecektir.
Sayın çoğunluk görüşü ile anlaşmazlık konusu olan husus, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ve özellikle son cümlesinin yorumu ile ilgilidir.
3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:
“Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzur bulunmayan bir yapı, ancak bir imar parseli içinde bırakılabilir. Tamamının veya bir kısmının plan ve mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülemeyen yapılar ise, birden fazla imar parseline de rastlayabilir. Hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunur.”
Söz konusu düzenlemede kanun koyucu imar parselleri içerisinde yer alan yapılar bakımından muhafazasında mahzur bulunmayan ve muhafazası mümkün görülmeyen şeklinde ikili bir ayrıma gitmiştir. Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzur bulunmayan yapıların, ancak bir imar parseli içinde bırakılabileceği öngörülmüştür. Ancak tamamının veya bir kısmının plan ve mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülemeyen yapıların ise, birden fazla imar parseline rastlaması hâlinde hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20/02/2018 tarihli ve 2018/22 Esas, 2018/1084 Karar sayılı ilamında, yukarıda yer verilen kanuni düzenlemede yer alan “bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunacağı” ibarelerinde geçen kullanma kavramının kiralamayı kapsamayacağı kabul edilmiştir.
Anılan düzenleme, Türk Medeni Kanunu’nun 684/1 ve 718/2. maddelerindeki arz üzerindeki yapıların arzın mülkiyetine dâhil olduğuna ilişkin kuralın istisnası olup mülkiyet hakkına getirilen bir kısıtlamadır. Ancak bu kısıtlama geçici bir durum olup üç hâlde kısıtlama kalkmaktadır. Bunlar; yapı bedelinin yapı sahibine ödenmesi, tarafların anlaşmaları veya ortaklığın giderilmesi hâlleridir. Aksi durumda, söz konusu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunacağı belirtilmiştir.
Söz konusu kanuni düzenleme, taşınmaz mülkiyetine malik aleyhine getirilen özel bir kısıtlama hâli olup, yapı malikinin taşınmaz üzerindeki yapıyı ne şekilde kullanacağına ilişkin bir belirleme getirmemiş olduğundan yapı maliki koşullar sağlanana kadar yapıyı dilediği gibi kullanabilir. Yapıyı bizzat kullanabileceği gibi kira vs. diğer yollarla da kullanmaya devam edebilir. Aksi takdirde 3194 sayılı Kanun’un 18/9 maddesinin yapı malikine tanıdığı hak, kanunda yer verilmeyen bir nedenle sınırlanmış olur. Kullanma bizzat olabileceği gibi kiralama vs. yollarıyla da mümkündür. Örneğin, kişinin oturduğu başka bir meskeni var ise veya kendisi yapıyı kullanma ihtiyacı hissetmeyip kiraya vermiş veya birden fazla taşınmazı var ise (somut olayda olduğu gibi) mülkiyet hakkının kanuni sonucu olan
yapıyı kullanma hakkından mahrum bırakılmış olur. Mülkiyet hakkını ölçüsüz ve gereksiz kısıtlama sonucu doğuran bu durumun telafisi ise kullanmanın eşdeğer karşılığı olan kullandırma (kira) bedelinin ödenmesidir.
Konuyla ilgili YHGK’nun 15/03/2006 tarih ve 13-49/63 sayılı kararı ile Danıştay 10. Dairesinin 09/12/2013 tarih ve 2009/374 esas 2013/8792 karar sayılı kararlarına göre de 3194 sayılı imar yasasının 18/9 maddesinegöre yapı sahibinin taşınmazı kullanması hukuka uygun görülerek fuzuli şagil sayılmamıştır.
Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/03/2006 tarihli ve 13-49/63 sayılı kararı ve Danıştay 10. Dairesinin 09/12/2013 tarihli ve 2009/374 Esas, 2013/8792 Karar sayılı kararına göre de 3194 sayılı Kanun’un 18/9 maddesine göre yapı sahibinin taşınmazı kullanması hukuka uygun görülerek fuzuli şagil kabul edilmiştir.
Somut olayda, 3194 sayılı Kanun uygulaması sonucu davalıya ait taşınmaz üzerinde kalan davacıya ait yapıya ilişkin olarak; yapı bedeli davacıya ödenmemiş, taraflar arasında anlaşma veya taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesi sağlanmamıştır. Bu durumda davalının, hukuka aykırı bir biçimde (önce baskı ve zorlama ile kiracıların tahliyesini sağlama ve ardından taşınmazı yıkmak suretiyle) yapı maliki olan davacının kullanma hakkının bertaraf edilmesi hukuka aykırı olup, davacının bina bedeli yanında kira kaybına da hükmedilmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme talebi kısmen kabul edilerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20/02/2018 tarihli ve 2018/22 Esas, 2018/1084 Karar sayılı ilamının (2/a) numaralı bendi kaldırılıp, kararın bu kısmına yönelik davalı tarafın temyiz itirazlarının reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.24/06/2019