Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2018/3687 E. 2019/3281 K. 12.06.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3687
KARAR NO : 2019/3281
KARAR TARİHİ : 12.06.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 04/07/2012 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25/05/2017 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA
ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 12/06/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılar vekili hükmü temyiz etmiştir.
Taraflar arasında görülen davada ilk derece mahkemesince verilen ret kararı Dairemizin 14/10/2015 tarihli ve 2014/17626 Esas, 2015/11392 Karar sayılı ilamıyla eksik inceleme sonucu karar verildiği gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyan ilk derece mahkemesi bu kez davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Haberin içeriği ile ilgili ayrıntılı bilgiler dosyada mevcut olduğundan ayrıca yer verilmemiştir. Yapılan haberin, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği veya davalıların ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalıp kalmadığı, dolayısıyla her iki tarafın hakları arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığı hususu karşı oy yazımızda değerlendirme konusu yapılmıştır.
Öncelikle belirtelim ki, dava konusu haber ile ilgili olarak, davacının şikâyeti üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hakaret ve iftira suçlarından soruşturma başlatılmış ve davalıların eylemlerinin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Başsavcılık kararını, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/07/2006 tarihli 162-181 sayılı içtihadına atfen Anayasa’nın 28. ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddelerine dayandırmıştır.
Öte yandan, ilk derece mahkemesi de 11/03/2014 tarihli ve 2012/620 Esas, 2014/108 Karar sayılı kararında, dava konusu haberin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Ancak Dairemizin, söz konusu olay ile ilgili davacı hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığı hususunun araştırılmadığı gerekçesiyle incelemeye yönelik bozması sonrası ilk derece mahkemesi bu kez yayının, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği düşüncesine ulaşmıştır.
Dosya kapsamından; davacının, haber tarihinde korgeneral rütbesiyle …2. Hava Kuvvet Komutanı olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM: Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, par.49; Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, par.101); (AYM: Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş, B. No: 2013/2623, 11/11/2015, par.31 [G.K.]; D.Ö, B. No: 2014/1291, 13/10/2016, par.56 [G.K.]; Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, par.18; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018, par.28).
Anayasa Mahkemesi pek çok kararında, ifade özgürlüğünün özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa’nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olup, bireylerin gelişmesi ve toplumun ilerlemesi bakımından gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu ifade etmiştir (AYM; … [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, par.69; … [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, par.34-36;… ve Diğerleri, B. No: 2015/11961, 11/6/2018, par.40). Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (…, par.34-36 ). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara dair bir kanaat oluşturması bakımından en etkili araçlardan birini oluşturduğu açıktır (AYM; … (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, par.63).
Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa’nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM;…, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, par.43). Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM; …, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, par.114).
Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir (AYM; …ve Diğerleri, par.47).
Somut olay; dönemin İçişleri Bakanına bir TV kanalında canlı yayın esnasında, kamuoyunda “Uludere Olayı” olarak bilinen ve 34 kişinin öldüğü askeri operasyon ile ilgili sorulan soru üzerine verdiği cevabın haberleştirilmesinden ibarettir. Haberin diğer kısımları incelendiğinde adı geçen bakanın şu ifadeleri önemlidir: “Emri sayın Cumhurbaşkanı verecek değil. Gündelik yönetimi Başbakan, Genelkurmay Başkanı yapacak değil. İçişleri Bakanı olarak ben de 81 ildeki olayları anlık yönetecek durumda değilim. Bunu sorgulamak bile yanlıştır. Yanlıştan yukarısı da hukuken ve siyaset olarak sorumludur. Olayı anlık yönetecek, askeri ve emniyet yetkilileridir. O anda emri …’da Hava Kuvvetlerinde o görüntüleri analiz eden komutanlar vermiştir.” Basının yaptığı haber, İçişleri Bakanının açıklamasında geçen bu ifadeler üzerine emri gerçekten kimlerin vermiş olabileceğine ilişkin kamuoyu merakını gündeme almaktan ve açıklamanın ayrıntılarını araştırıp sunmaktan ibarettir. Nitekim ölenlerin sayıca fazla olmaları, eylemlerinin terör faaliyeti kapsamında değil kaçakçılık suçu kapsamında kaldığının anlaşılması ve Kürt kökenli olmaları nedeniyle haberin yapıldığı dönemde gerek ülke gerek dünya kamuoyunda söz konusu haberle yakından ilgilenilmiş, konu aylarca gündemde kalmış, olayın hukuki ve siyasi sorumlularının kim olduğu veya olabileceği hususları kamuoyunun gündemini uzun süre meşgul etmiştir.
Dolayısıyla; dava konusu haberin yapılmasında kamu yararının bulunduğu, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağladığı, toplumsal ilginin varlığı, konunun güncel olduğu hususları tartışmasızdır. Haberin içeriğinde davacının yalnızca adının yer aldığı dikkate alındığında haberde kullanılan ifadelerde hukuka aykırı bir yön de bulunmamaktadır. Ayrıca dava konusu yayında; kaba, incitici, aşağılayıcı veya küçük düşürücü bir dil kullanılmamış, davacının kişilik değerleri hedef alınmaksızın ve rahatsız edici bir üslup kullanılmaksızın haber sunulmuştur.
Öte yandan, Dairemizin 14/10/2015 tarihli bozma ilamında belirttiği, söz konusu olay ile ilgili davacı hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığı hususunun araştırılmasının davanın sonucuyla bir ilgisinin bulunmadığı düşüncesindeyiz. Çünkü dönemin içişleri bakanı tarafından yapılan açıklama sonrası bu açıklamaların detaylarının paylaşılması kapsamında söz konusu haberin yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Dairemizin, AYM’nin ve AİHM’nin istikrarla benimsediği ilkeler uyarınca basın; somut gerçeği değil, o anda belirlenen, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamak durumundadır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulamaz.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; söz konusu yayın, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığından ve davacının kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün görülmediğinden davanın tümden reddi gerekirken dava konusu haberin, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle davalılar aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlayıcı niteliktedir. İlk derece mahkemesince dayanılan gerekçeler, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyamamıştır. Ayrıca mahkeme, ülke gündemi bakımından bu denli önemli bir olay haberleştirilirken, haberde sadece davacının adına yer verilmesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak kararında gösterememiştir. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak edemiyoruz.12/06/2019