Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2018/4900 E. 2019/3922 K. 16.09.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4900
KARAR NO : 2019/3922
KARAR TARİHİ : 16.09.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 22/12/2014 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 29/09/2015 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava tarihi 22/12/2014 olması gerekirken, 15/09/2017 tarihi olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak görülmekle bozma sebebi yapılmamıştır.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davacının … hakimi olarak görev yaptığı dönemde, davacı hakkında, davalı gazetenin 19/01/2013 tarihli nüshasında “Hakim …” başlıklı haber yapıldığını, haberin içerik olarak gerçeğe aykırı olduğunu; ailesi, meslektaşları ve toplum nezdinde küçük düşürüldüğünü, haberde kullanılan ifadelerin kişilik haklarına saldırı içerdiğini iddia ederek, uğranılan manevi zararın tazmini isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, yaşanan olayın gerçek olduğunu ve haberin basın özgürlüğü çerçevesinde, hukuka uygun olarak kaleme alındığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, haber içeriğinde davacıyı küçük düşürücü ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Dairemizin 13/03/2017 gün ve 2015/15244- 2017/1596 sayılı ilamıyla reddedilmek üzere bozulmuş. Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun, bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2. maddesinde, “…Mahkeme, temyiz edenden 434 ncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, mahkemece tarafların beyanlarının alınmasından sonra yapılacak iş; açıkça bozma nedenlerine uyulması ya da eski kararda direnilmesine dair ara kararı oluşturmak olmalıdır. Zira, mahkemelerin direnme kararları (HUMK’nun 429/II. maddesi) bir davayı sona erdiren (niha-i), temyizi mümkün olan son kararlardan olup; Mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar ise, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olmaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı vekilinin bozma sonrası ilk celse için mesleki mazeretini bildirir dilekçe gönderdiği, mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sadece davanın bulunduğu aşama dikkate alınarak ve davacı tarafın yargıtay bozma ilamına karşı beyanları dahi alınmaksızın belgelendirilmiş mazeretin reddedildiği ve uyuşmazlığın esası hakkında karar verildiği anlaşılmıştır.
Şu halde; HUMK’nun 434. maddesinde düzenlenen emredici yasa hükmünde düzenlenen prosedüre uyulmaksızın uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının tüm, davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına ve davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.