Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/1324 E. 2021/11500 K. 30.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1324
KARAR NO : 2021/11500
KARAR TARİHİ : 30.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı alacaklı vekili ve davallar …ve … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, davalı borçlu … hakkında takip başlatıldığını, takibin semeresiz kaldığını dava konusu taşınmazların bir kısmının diğer davalılara satıldığı, bir kısmını da önce eşi …adına aldığını daha sonra da annesi …’e satıldığını belirterek, bu tasarrufların iptalini istemiştir.
Davalılar vekilleri, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, ivazlar arasında bedel farkı ve akrabalık olmadığı ve üçüncü kişilerin mal kaçırma amacı ile hareket etmediklerinden bahisle davalılar …, …, … … … Katılım Bankası A.Ş., … Türk Katılım Bankası A.Ş., …, … A.Ş., … ve … … Bankası A.Ş. yönünden açılan davanın reddine, davalılar …ve …’in borçlunun eşi ve annesi olması nedeni ile borçlunun mali durumunu bilebilecek kişilerden olduklarından bahisle bu davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve …, … vekili tarafından tamyiz edilmiştir.
Dava İİK’nun 277 maddesine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs
üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için,davacının borçludaki alacağının gerçek olması,borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
Somut olaya gelince , borç kaynağı olay borçlunun davacı alacaklı bankadaki görevi sırasında zimmetine geçirdiği paraya ilişkin olarak takip yapılmış ve kesinleşmiştir. Dosya kapsamından zimmet olaylarının 2011 2012 yıllarını kapsadığı, dava konularından 336 ada 7 parsel 16 ve 17 nolu bağımsız bölümler 05/07/2013 tarihinde davalı … …’a , o da 30/07/2013 tarihinde davalı …’ya satmıştır. Bu halde tasarruflar borcun doğumundan sonra gerçekleşmiştir. Borçlu hakkında 20.11.2013 tarihli geçici aciz belgesi mevcut olup dava 5 yıllık hakdüşürücü sürede açılmıştır.
Davalı … …, dava konusu 5 taşınmazın tümünün kendilerine ait olduğunu ancak … ailesi ile yapılan alışveriş sırasında tapunun … adına tescil edildiği ve sonra kendi istekleri doğrultusunda devirlerin yapıldığını, 16 ve 17 nolu bağımsız bölümlerinde sonradan kendisine devredildiğini ileri sürmüştür. Bu iddia mahkemece kabul görmüş ise de varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulnamamıştır.
Davalı … … tarafından delil olarak dosyaya sunulan 15/05/2011 tarihli protokol … ve … ailesi tarafından düzenlenmiş ve imzalanmıştır. Ancak davalı borçlu …’in adı protokolde geçmediği gibi imzasıda bulunmamaktadır. Bu halde borçlu için geçerli bir inanç sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Taraflar arasında taşınmazların tapusunu verebilecek bir güven ilişkisinin olmasına göre borçlu ve … …’ın birbirlerini tanıdıkları ve … …’ın içinde bulunduğu mali durumu bilebilecek kişilerden olduğu sabit olup bu davalı yönünden davanın kabulü ile İİK’nın 283. maddesine göre davanın bedele dönüşüp dönüşmediği değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
3.Nam-ı müstear, adını herhangi bir nedenle gizli tutmak isteyen bir kişinin, sözleşmeyi kendi hesabına, başka bir kişiye yaptırmasıdır. Tasarrufun iptali veya BK’nun 19. maddesine göre dava yönünden ise alacaklıdan mal kaçırmak isteyen borçlunun kendi adını gizli tutarak hukuki işlemi kendi hesabına, başka bir kişiye yaptırmasıdır. Bu tür işlemlerin İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak iptali istenilerek davacı alacaklınının alacağına kavuşması sağlanır. İşlemin nam-ı müstear olarak gerçekleştiğini ispat külfeti davacıya aittir.
Somut olayda, dava konusu 97 ada 2 parsel 03/02/2011 tarihinde doğrudan davalı …adına kaydedilmiştir. Davacı bu taşınmazın aslında borçlu tarafından satın alındığını ancak mal kaçırma amacı ile eşi … adına tescil edildiğini ileri sürmüştür. Bu iddianın kabulü için işlemin borcun doğumundan sonra yapılmış olması, davalı …’nin taşınmazı alım gücünün olmaması gerekir. Dosyadaki banka müfettişleri tarafından düzenlenen raporda borçlunun zimmet olayına ilişkin ilk eyleminin 26/08/2011 tarihi olarak geçtiği görülmektedir. Bu halde borcun doğum tarihinin belirlenmesi önem taşımaktadır.
Mahkemece, yapılacak iş, borçlu hakkındaki soruşturma dosyası istenilerek gerekirse bilirkişi incelemesi ile borcun doğum tarihi net olarak belirlenerek, 03/02/2011 tarihinden sonra olması halinde bu davalılar yönünden davanın ön koşul yokluğundan reddine, aksi durumda ise yani borcun doğumundan sonra yapılmış olması halinde, davalı …’nin bu taşınmazı nasıl aldığı, alım gücü olup olmadığı tesbit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıkanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar …ve … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılar …ve …’e geri verilmesine 30/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.