YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/21525
KARAR NO : 2022/17460
KARAR TARİHİ : 21.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, davalının maliki olduğu aracın 17.03.2007 tarihinde park etmiş araçların sağından seyretmekte olan bisikletli …’e çarpması neticesinde tedavi gören … tarafından Adana 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/445 E. sayılı dosyası ile açılan maluliyet tazminatı dosyası neticesinde şahsa 11.06.2010 tarihinde 17.598,00 TL ödeme yaptıklarını, davalının alkollü olması, dikkatsiz ve tedbirsiz olması nedeni ile kazaya sebebiyet verdiğini, Genel Şartlar uyarınca alkollü iken kazaya sebebiyet verilmesi halinde bunun rücu nedeni olarak kabul edildiğini iddia ederek ödeme tarihi olan 11.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 17.598,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, kazanın 17.03.2007 tarihinde meydana geldiğini, davanın ise 06.07.2012 tarihinde açıldığını, kazayı ve borcu kabul etmediklerini, davacıya yaptıkları ödeme nedeni ile ibraname aldıklarını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme tarafından 09.09.2015 tarihinde verilen kararda, davalıya verilen ibraname uyarınca davanın reddine karar verilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.02.2019 tarihli 2016/ 6605 Esas, 2019/2022 Karar sayılı kararı ile “26.03.2010 tarihli ibranamenin ve fergatnamenin davacı şirket tarafından Kemer Asliye Hukuk mahkemesinin 2010/128 esas sayılı dosyası ile tedavi giderine ilişkin olarak verildiği, bu nedenle ibraname nedeni ile davanın reddinin isabetli olmadığı, ancak ibraname nedeni ile üçüncü kişiye yapılan ödemenin 11.06.2010 tarihinde yapılmış olması, rücuen tazminata ilişkin davanın ise 17.07.2013 tarihinde açılmış olması ve davalının zamanaşımı def’inde bulunmuş olması gözetilerek, bu def”i ile ilgili olumlu-olumsuz bir karar verilmeden yazılı gerekçe ile karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Mahkeme tarafından 19.03.2021 tarihli karar ile bu kez kazada cismani zarar gören dava dışı 3. kişiye ödemenin 11.06.2010 tarihinde yapılmış olması, rücuen tazminata ilişkin davanın ise 17.07.2013 tarihinde açıldığı ve davalı tarafından zamanaşımı def’inde bulunulduğu anlaşıldığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre, zamanaşımı süresi, zarar görenin zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, herhalükarda zarar veren eylemin gerçekleşmesinden itibaren on yıldır. Aynı Kanunun 133. maddesinde (TBK.m.154) zamanaşımını kesen haller düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, alacaklının hakkını dava ile talep ettiği hallerde zamanaşımı kesilir ve kesilme anından itibaren yeni süre işlemeye başlar. Yine aynı Kanunun 136. maddesine göre, (TBK.m.157) bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar.
Dava konusu olay incelendiğinde ise; sigorta ödemesi nedeni ile sorumlulara rücuya ait ödemeye esas olan olay 17.03.2007 tarihinde gerçekleşmiş, davacı şirket tarafından dava dışı 3. kişi olan …’e 11.06.2010 tarihinde 17.598,00 TL ödeme yapılmış, söz konusu ödemenin davalıdan tahsili amacı ile davacı şirket tarafından 25.04.2011 tarihinde Kartal 2. İcra Müdürlüğü’nün 2011/3724 sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış, davalıya 16.09.2011 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş, 22.09.2011 tarihinde davalı tarafından borca itiraz edilmiş ve 01.02.2012 tarihinde icra müdürlüğü tarafından takibin durmasına karar verilmiştir. İcra müdürlüğünde en son yapılan işlem tarihi 01.02.2012 tarihi olup eldeki dava ise her ne kadar Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.02.2019 tarihli 2016/6605 Esas, 2019/2022 Karar sayılı ilamda maddi hata neticesi 17.07.2013 olarak belirtilmiş ise de davanın 06.07.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmakla, davanın açılma tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı görülmektedir. Mahkemece davanın esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 21.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi